İçeriğe geç

Kerem, keramet, ikram kelimeleri aynı kökten gelir. Kerem, bir insanın iyilikseverliğe kilitlenmesi, düğümlenmesi veya onun tabiatını, başkalarına iyilik yapma duygusunun sarması demektir ki, bu his, küllî-cüz’î her insanda belli ölçüde vardır. Ama kimileri bu duyguyu bütün bütün köreltir, kimileri de hayat boyu onu işleye işleye hep geliştirir; geliştirir de, sonra kerem yolu onlar için bir şehrah hâline gelir. Ve böylece onlar, hiç sapıtmadan, sağa sola inhiraf etmeden, hep birer civanmert olarak, etraflarına sürekli keremden inciler saçarak yaşarlar.

İnsanlığın İftihar Tablosu’na, vazifesi gereği ve misyonu icabı, Cenâb-ı Hakk’ın bu mevzudaki ilk atâsı, yani mebdedeki mevhibesi çok büyük olmuştur. Zaten biz O’na ısmarlama şahıs diyoruz. Misyonunun büyüklüğüne göre, mahiyeti, bu ağır vazife ve sorumluluğu taşıyabilecek nüvelerle donatılmıştır. Ne var ki, daha sonra O, Cenâb-ı Hakk’ın, mahiyetine yerleştirdiği bu nüveleri inkişaf ettirmiştir ve beklenen sınırların üstüne çıkarmıştır.

Allah’a, yaptığı işlerden dolayı soru sorulmaz.. evet, O’na niçin “Şunu şöyle yaptın?” denilmez ama, yine de bu konuda genel bir düşüncemiz var; o da şu: Cenâb-ı Hak, istikbalde o Zat’ın iradesinin tam hakkını vereceğini, o muhit ilmiyle nazar-ı itibara alarak, herkesi ve her şeyi aşan bir büyüklüğü, ta baştan O’na ihsan buyurmuştur. İnsanlığın İftihar Tablosu da, ister kendi şahsî hayatı adına, isterse ümmetinin İslâmî hayatları adına, Cenâb-ı Hakk’ın bütün bu lütuf ve ihsanlarından istifade etmiştir.

3