İçeriğe geç

Dönüp de üzerinize boşaldığı zaman ondan çekeceğiniz var. İşte bu oldu.”Safvan beyninden vurulmuşa döndü. O ne bekliyordu, gelen neydi. Bu arada Umeyr b. Vehb de doldukça dolmuş, artık Medine’ye sığmıyordu. Allah’ın nasip ettiği nimetlerin hakkını verecekti. “Müsaade eder misin yâ Resûlallah, senin köyüne döneyim, yerin göbeğine döneyim. Şu kılıcın hakkını vereyim orada.” diye ricada bulundu. Allah Resûlü, onu tanıyordu. Mekke’de belli bir çevresinin olduğunu, dolayısıyla ona bir şey yapamayacaklarını, Ömer gibi mert olduğunu biliyordu ve müsaade buyurdu. Zaten Umeyr’in manası da Ömercik anlamına geliyordu. Bir Ömer vardı, şimdi bir de Ömercik olmuştu. Umeyr Mekke’ye girerken onu ilk karşılayan Safvan olmuştu. Ona bir şey soramıyor, ondan bir şey öğrenemiyordu. Umeyr ise kılıcının hakkını verecekti. Bütün Mekke halkına meydan okuyordu. Ömer’in, Mekke’den ayrılırken sergilediği cesaret ve civanmertliği şimdi o gösteriyordu. Herkese dini anlatıyor, “La ilahe illallah” bezmine bağlılığını her hâl ve davranışıyla dile getiriyordu. Bir iki sene sonra Medine’ye hicret ederken arkasına birçok insan takmış öyle gidiyordu. Ne var ki Safvan hâlâ direniyor, erimemede ısrar ediyordu. Bir buz gibi, hâlâ içinde bulunduğu suyu soğutmaya gayret ediyor, mevcudiyetini korumaya çalışıyordu. Mekke fethedildi. Nicesinin gönlü de fetholdu ancak Safvan hâlâ direniyordu. Nihayet bir gece vakti yükünü devesinin sırtına yükleyip yola koyuldu. Deniz aşırı memleketlere gidecek, kaçıp kaybolacaktı.Umeyr, sevdiği amcazadesinin böylesine baş aşağı küfre gitmesine razı değildi. Doğruca Resûl-i Ekrem’in yanına geldi ve “Yâ Resûlallah, Safvan gururlu bir insandır, enaniyeti olan bir insandır. Lütfedin ona eman verin, canını bağışlayın.

213