geldim.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Sen bana doğrusunu söylesene!” buyurdu. O yine, “Şunun için geldim, bunun için geldim.” diye anlatmaya başlayınca Allah Resûlü, “İstersen niçin geldiğini ben sana söyleyeyim.” dedi ve anlatmaya başladı: “Siz, Safvan b. Ümeyye ile Beytullah’ın yanında oturup konuştunuz. Sen, oğlunu kurtarma bahanesiyle buraya gelecek ve önceden zehirlediğin kılıcınla beni öldürecektin.” Söz daha bitmemişti ki Kureyş’in Şeytanı denilen adam yerinden sıçradı ve “La ilahe illallah Muhammedun Resûlullah” diyerek Müslüman oldu. Efendimiz, “Kardeşinize İslam’ı öğretin!” dedi.
Umeyr: “Müsaade eder misin yâ Resûlallah, Mekke’ye döneyim, onları İslam’a davet edip Cehennem gayyalarından kurtulmalarına hizmet edeyim.” dedi. Allah Resûlü de ona izin verdi. Umeyr, Medine’de kaldığı süre içerisinde İslam’ı, Kur’ân’ın ahkâmını öğrendi, dolabildiği kadar doldu. O orada İslam’la dolarken Safvan, her gün ellerini ovuştura ovuştura Mekke sokaklarında dolaşıyor, Medine’de gerçekleşecek müthiş hâdiseyi bekliyordu. Gelecek haber onun için de Mekke halkı için de tarih için de çok mühimdi. Ona göre bu haber Resûl-i Ekrem’in şahadet haberi olacaktı. Gelen her kervana soruyor, her kafilede meseleyi araştırıyordu, ancak haber yoktu. Bir türlü beklediği şey olmamıştı.Bir gün yine “Medine’den bir haber var mı?” diye soruştururken adamın biri, “Evet, çok büyük bir haber var!” dedi. Safvan birden heyecanlandı. Ne yapacağını bilemeyecek şekilde sevindi. “Oh, Kureyş’in bağrındaki ateşi söndürecek hâdise nihayet oldu!” diye düşündü ve “Nasıl oldu şu müthiş hâdiseyi bana anlatır mısın?” dedi. Adam, “Anlatayım, anlatayım da dinle.” dedi ve devam etti: “Umeyr b. Vehb, Resûl-i Ekrem’in yanına gitmişti. Yerinden ayrılmış bir çığ gibiydi. Ne var ki O’nun sözlerini dinlerken eridi de bir çağlayan oldu.