dua ediyorsun.’ ‘Bilmiyor musun hakkında söylenenleri?’ diye cevap verdi. Ben, ‘Ne söyleniyor?’ deyince olanı biteni anlattı. O zaman ben Resûl-i Ekrem’in tavırlarındaki manayı da anladım. Hasta olduğum zamanlarda yanıma gelir, bana iltifat ederdi. Hâlbuki son zamanlarda sadece, ‘Nasıl bunun hâli?’ diye sorup gidiyordu. Olan biteni öğrendikten sonra ben, ‘Ya Resûlallah, müsaade edersen ana babamın yanına gideyim.’ dedim. Bana müsaade etti, gittim. Durmadan ağlıyordum.”Bu iffete bir kezzâbın, bir yalancının attığı çamur çok dokunmuştu. O nezih, o iffetli hane âdeta temelinden sarsılmıştı. Bulacaktı o, eski iffet şahikasını. Âyetle teyit edilecekti. Allah elinden tutup onu oraya çıkaracaktı; ama bir imtihan vardı, önce imtihan görülecekti.Hazreti Aişe annemiz kendisine atılan bir çamurdan ötürü durmadan ağlıyordu…
İffeti için yaşadığından, namusunu her şeyden aziz tuttuğundan, iffetsiz yaşamaktansa ölmenin yeğ olduğunu düşündüğünden ötürü durmadan ağlıyordu. “O kadar ağlıyordum ki annem babam ciğerimin çatlayacağını düşündüler. Onlar da bir şey söyleyemiyorlardı. O koskoca Ebû Bekir’in evi âdeta Cehennem’den bir köşe hâline gelmişti. Huzursuzluk giriyor, huzursuzluk çıkıyordu.Nihayet bir gün Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) evimize geldi. Meseleyi daha önce birileriyle de istişare etmişti.” Mesela Üsame’yle istişare ettiğinde Üsame, “Hâşâ! Hazreti Âişe için böyle bir şey bahis mevzuu olamaz.” demişti. Hazreti Âişe’nin rakibi sayılabilecek ezvac-ı tahiratın arasından Zeynep bint-i Cahş’la istişare edince o, “Âişe’yi bundan tenzih ederim.” demişti. Rivayet zayıf dahi olsa Ömer’in istişarede söylediği şey çok hoştur: “Ya Resûlallah! Bir gün bize namaz kıldırıyordunuz, rükûa gideceğiniz zaman ayağınızdaki ayakkabıyı çıkarı-