İçeriğe geç

tim. Beni fark ederler de dönüp gelirler diye bir taşın üzerinde oturup beklemeye koyuldum. Sabırla, tevekkülle beklemeye başladım. Ancak benim olmadığımın farkına varamamışlardı. O günlerde Resûl-i Ekrem’in evinde ne ocak yanar ne de yemek pişerdi. O kadar zayıf o kadar nahiftik ki hevdecin içinde benim olup olmadığımı anlayamamış ve hevdeci içi boş hâlde devenin üstüne koymuşlardı. Ben beklemeye durdum ve uykuya daldım. Kendimden geçmişim. Birisinin “İnna lillahi ve innâ ileyhi râciûn” demesiyle kendime geldim. Gözümü açar açmaz hemen peçeyle yüzümü kapayıverdim.” Bu zat, orduyu geriden takip eden, bir şey unutulmuş mu unutulmamış mı, arkadan kontrol eden Safvan b. Muattal’dı. Resûl-i Ekrem’in yakınında hizmet ederdi. Meseleyle ilgili âyetler henüz inmeden, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun hakkında, “Ben onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum.”25 buyurmuştu. Biz Resûl-i Ekrem’in evi içinde onun böyle tanındığını görüyoruz.Hazret-i Aişe yaşadıklarını anlatmaya devam ediyor: “O, beni devesine bindirdi. Devenin zimamından tuttu, yola koyulduk. Orduya yetiştik; ondan sonra helâk olan oldu. Hakkımda dedikodu çıkardılar. Dedikodu yapanların başında da Abdullah b. Übeyy b. Selûl geliyordu. Birkaç saf Müslüman da buna inanmıştı. Benim hiçbir şeyden haberim yoktu. O şekilde Medine’ye kadar geldim. Dedikodu her gün büyüyormuş. Ben farkında dahi değildim. Medine’ye döndükten sonra bir hastalığa tutulmuştum. Nekahet (iyileşme) devresinde, hakkımdaki dedikodulara inanan müminlerden biri olan Mistah’ın annesiyle dışarıya çıkmıştım. Yolda bir ara ayağı tökezledi de düşeyazdı. Gayriihtiyarî dilinden, ‘Allah Mistah’ın cezasını versin!’ sözleri dökülüverdi. Ben döndüm ve dedim ki: ‘Sen nasıl anasın! Bedir’de bulunmuş bir Müslüman’a bed-

102