Meselenin ciddiyeti, muarızların muhalefet derecesi ne olursa olsun Cenab-ı Hakk’ın hâkimiyeti lâyezâldir. O (celle celâluhu), zatında لَمْ يَزَلْ – “ezelî” bulunduğu gibi aynı şekilde لَا يَزَال – “ebedî”dir. Evet, O’nun bidayeti söz konusu olmadığı gibi nihayeti de yoktur ve kudreti de sınırsızdır. İnsanın kuvveti düşünülürken bir meyelan ve onda tasarruf gibi bir şey akla gelmektedir. Evet insanın iktidarı, mütesâvittarafeynden (iki tarafı birbirine müsavi ve denk olan) birini yapma veya terk etme iktidarından ibarettir. Allah’ın kudreti ise her türlü tedahülden, kayıtlardan müberrâ ve münezzehtir. قَدِير ismi de işte bu mânâyı ifade etmektedir. Bu kelime mübalağa sigası veya sıfat-ı müşebbehedir. Mübalağa sigası kabul edilmesi, kudretinin enginliğine delâlet eder. Sıfat-ı müşebbehe olması ise O’nun kudretinin gelip geçici değil daimî, zâtî olduğunu işaretler. Vâkıa, Cenab ı Hakk’ın قَادِر ismi de vardır. Fakat onun keyfiyet-i taalluku başkadır. Öyleyse قَدِير ismine mânâ verirken “Kudret-i zatiye, kudret-i dâime sahibi” demek icabeder. O zatî olduğundan dolayı da her türlü izafetten münezzeh, mukaddes ve müberrâdır. Beşerin takati gibi sınırlı, izafi ve mahdut değildir.