وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ : مُحِيطٌ kelimesi “ihata eden” anlamındadır. Esasen o esnada bulutların onları çepeçevre sarması ve etraflarında peşi peşine duydukları sâikaların tarrakaları, gözlerini çıkarır gibi şimşeğin çakıp kaybolması, onlarda zaman, zemin bütün hâdiseler aleyhlerinde ittifak etmiş gibi bir kanaat uyarmaktadır. Bütün bu hâdiseleri onların aleyhinde ittifak ettiren muhit bir şey vardır ve bu âyet bir bakıma onların içinde dahi beliren bu hisse tercüman gibidir. Burada مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ “kâfirleri kuşatmıştır” denip de مُحِيطٌ بِهِمْ “onları kuşatmıştır” denmemiştir:
Evvela, âyetlerin sonundaki harf ve hâtimelere uysun, tevafuk olsun diye ki Bakara Sûresi’nin âyetleri umumiyet itibarıyla böyle م ve نile sona erer.
Sâniyen, onların bu hâle maruz kalmasına sebep olan şey küfürleridir.. ve اَلْكَافِرِينَ sözüyle Kur’ân-ı Kerim onların küfürlerine de vurguda bulunuyor.
Ayrıca وَاللّٰهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ “Allah kâfirleri çepeçevre ihâta etmektedir.” âyetinden şunu da hissedebiliriz: Ara sıra lemha-i ümit ve lemha-i inayet gören kimseler mutlak kâfir olmadıklarından az çok bir şey görüyor ve hissediyorlar demektir. Mutlak kâfir olanlara gelince onlar, alttan-üstten, sağdan-soldan, yerden ve gökten, dünyadan ve ukbâdan ihâta edildikleri için hiçbir lemha-i ümit, hiçbir inayet eseri onlar için bahis mevzuu değildir.
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَۤا أَضَۤاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَۤا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَۤاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“Şimşek neredeyse gözlerini kör edecek. Önlerini aydınlattığında onun ışığında yürürler, karanlık çökünce de oldukları yerde dikilir kalırlar. Allah dileseydi kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah gerçekten her şeye kadirdir.” (Bakara sûresi, 2/20)