İçeriğe geç

Mesela, Buda’nın nasıl zuhur ettiğini, nelerle geldiğini bilemiyoruz. Belki o, kendi döneminde Hindistan’da tenâsühün devr-i daimine karşı beşerin sadrına şifa getirecek nirvana ile gelmişti. Dinler tarihçisi, onun bir hiçlik, sükûn, yok olma, yokluğa rıza ve huzura erme olduğunu söylemektedir. Kim bilir belki de bunun aslı إِنَّا لِلهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ60“Bizler (ruh olarak), Allah’tan geldik ve sonuçta da yine Allah’a döneceğiz.” hakikatiydi. İhtimal, bazılarının elinde değişerek bu hâle geldi. Bu açıdan Buda’nın dininin arkasında da biraz maddecilik sezilir. Ona göre termodinamik kıyamet kopacak, atom parçaları muallakta kalacak, maddîlik her şeyini kaybedecektir. Ancak insan, nihayet maddeciliğe gidip incirar edince nasıl huzura kavuşmakta ve sükûna ermektedir ki? Tenâsühten bunun neresi daha iyidir?! Tenâsüh inancına göre insan dünyaya bir kere fare, bir kere maymun, bir kere de insan olarak gelir, yaşar ve bu böyle devam eder. Hâlbuki Buda bu tür iddialara girmemişti…

İslâm âleminde de öyle bir dönem gelmiştir ki, türbelere secde eden insanlar olmuştur. Bir insan, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dahi secde etse kâfir olur. Hâlbuki ülkemizde ve İslâm âleminde bir kısım bâtıl düşünceliler, büyük zatlara secde eder olmuş ve onlar adına hayvanlar boğazlamışlardır. Bunlar olmuş, bu olmuşlara karşı da müfrit bir hareket zuhur etmiş; bunlar da bütün mukaddes ve muhterem yerleri yerle bir etmişlerdir.

87