Aslında Marks, içtimaî hareketler tarihini değerlendirerek sa’y ve sermaye mevzuunda doğruya yakın şeyler de söylemiştir ama bunlar seleflerinin düşüncelerini çağın idrakine göre sunmadan öte bir kıymet ifade etmemektedir. Onun maddecilik ve inkâr-ı ulûhiyet düşüncesi tamamen mesnetsiz iddialardır. Enfüse ve âfâka ait öyle delâil vardır ki, Hakk’ı inkâr etmeye ne mecal ne de mesağ vardır. Marks bütün bunları çürütecek hangi laboratuvar tecrübesiyle o büyük iddialarda bulunmuştur. Bu iddialar mesnetsiz olsa da maddiyecilik adına bir şeyler söylenirken, biz hemen durup onu dinliyoruz. Kaldı ki bugün maddiyecilik tamamen yıkılmıştır. Hususiyle madde ile iştigal edenler, maddiyecilik fikrinin çözüldüğünü söylemektedirler. Abdülaziz Çaviş, İsmail Fenni Efendi, Hilmi Ziya Ülken, Fındıkoğlu ve daha nicelerinin yazdıkları eserler, pek çok delille hem maddiyeciliğin çöküşünü hem de Marks’ın fikirlerinin çözülüşünü ifade etmektedir. Ayrıca, bugün birçok Avrupalı yazar da onun tenakuzlarını anlatmaktadır. Bu kadar mecruh bir adamın, –affedersiniz– atmasyon bir sözünün her şeyden önce hüccet kabul edilmesi garip değil mi!..