İçeriğe geç

Marks maddeyi esas almakta ve bunun ötesinde metafizik hiçbir şeye inanmamaktadır. Ona göre her şey bir bakıma maddenin hâsılıdır. Bu noktadan hareketle o, meselâ iktisadî hayatla alâkalı, “Bir insan, iktisadî durumunu düzenlerse her türlü huzur ve saadet arkadan gelir.” demektedir. Binaenaleyh din ve güzel sanatlar gibi değerler tâli şeylerdir. Aynı zamanda bunların hepsi maddî refah üzerinde teessüs edecek hususlardır. Ancak kendi devrinde yine inanmayan bir içtimaiyatçı Durkheim gibi bazı düşünürler, dinin, güzel sanatların, hatta ırkın dahi insanların hayatında çok mühim bir rükün olarak müstakil bir yeri olduğunu söyleyerek ona karşı çıkmışlardır. Yani Marks’ın ortaya attığı fikirler herkes tarafından hüsnü kabul görmemiş, hem Müslümanlar, hem Batılı düşünürler, hem de pek çok milliyetçi tarafından daha o zaman cerh edilmiştir. Aynı zamanda onun düşüncelerinin menba ve menşe itibarıyla madde olarak çok eski maddiye fikrine dayalı olduğu, tekâmül ve içtimaî hayat mevzuunda Hegel’in düşüncelerini alt üst ederek papağan gibi onun sözlerini tekrar ettiği dile getirilmiştir.

3