İçeriğe geç

Meselâ, ben çocukluğumdan beri, Hz. Ali’yi çok sevdiğimden çoğu defa, “Onun gibi Şâh-ı Merdan, Haydar-ı Kerrâr, Damad-ı Nebi olma gibi mazhariyetleri olan ufuk insan, siyasî dâhi Hz. Ali gibi biri nasıl oldu da Hz. Muaviye gibi bir insanı idare edemedi? Ne olurdu idare etseydi de, İslâm, uğradığı o şeylere uğramasa ve başına gelen şeyler gelmese idi.” diye hep aklıma gelirdi. Ne var ki bugün bazı şeyleri daha net gördükçe kendi kendime bu sözlerim için elli bin defa “tevbe estağfirullah” diyorum. Çünkü öyle meseleler var ki, onlar Ali’yi de aşar, Ömer’i de; onları çözmek için peygamberâne bir cehd, peygamberâne bir himmet, peygamberâne bir azim, peygamberâne bir idrak ve peygamberâne bir semavî teyit lâzımdır.

Evet, bazı işler var ki fevkalâde bir deha, bir performans, olabildiğine yüksek bir karizma ve çok engin muhakeme istiyor. Diyelim, biz İslâm’a hizmet adına bir adım attık. Düşünmeli, acaba bu hareketin neticesi ne olur? Alternatif olarak şu da olabilir, şu da ve eğer bunların hepsi de hayırlı ise, onlardan doğacak şeylerin de yine kendi alternatifleri içinde hayırlı olmalarına dikkat etmek icap eder. Değilse, “Bu sebep şu neticeyi doğurur, bu da hayır gibi gözüküyor, dolayısıyla buna yürümeli.” demek, bana göre yarım akıllılıktır ve İslâm’ı kendi ahmaklığımıza kurban etmek demektir.

5