İşin diğer bir yanı da, bu tebriklerden hiçbirini normal bir posta ile de göndermedim. Hayat-ı içtimaiyede yeri ve değeri olan bir insanın yanına iki kişi daha katarak bir heyetle ve doğrudan ellerine teslim etmek üzere gönderdim. Bunlardan sadece bir tanesinin, “Bilmukabele, falan kardeşimizin bayramını tebrik ederiz..” cevabından başka, hiç mi hiç cevap alamadım.
Ben aynı ifadeleri, onlar için yine kullanırım, ancak daha sonra düşündüğümde, böyle davranmakla hata ettiğimi anladım. Çünkü o insanların, bu mevzuda atılan adımlara mukabil adım atmamalarına ben sebebiyet verdim. Eğer bu insanlar kendilerini büyük görüyorsa –ki gayet tabiî büyükler– ve böyle bir diyalog arayışını ilk defa ben başlatıyorsam, onlara; “Senin başını aşkın işlere tevessül etmek sana mı düştü?..” dedirtmemem gerekirdi. Ve bu işi, ben değil, onlar yapmalıydı. İşte bu girişimi, birilerinin sevap zannetmesi hiç önemli değil; ben buna bir hatadır diyor, Allah’tan af diliyorum.
Evet, sizler de böylesine safiyane, safilerin yolunda, safilerin makamında çok saf teşebbüslerde bulunabilirsiniz; bulunabilirsiniz ama yine de hata edebilirsiniz. Zira bu mevzuda sizin centilmenliğiniz, başkalarına karşı tebcilin semalarda bile bulunmayanı ile iltifat etmeniz yeterli olmayabilir. Evet, işin size bakan yönünde hata olmayabilir; oysaki karşıdaki insanın, o mevzudaki hissiyatını, yaklaşımlarını nazar-ı dikkate almak gerekir.