Bu çizgide meşhur bir başka hâdise Hz. Mâiz (radıyallâhu anh) örneğidir. O bir gün Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) önüne, dövüne dövüne gelir: “Ya Resûlallah! Hadd-i şer’îyi tatbik et.” Allah Resûlü “Nen var senin?” diye sorunca da “Zina ettim.” der. Evet, o zina etmiştir ama Allah’tan başka kimse bilmemektedir onun zina ettiğini. Allah Resûlü, “Git tevbe et; Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur.” diyerek gönderir. Gider, bir daha döner gelir; sonra gider bir daha döner gelir; Allah Resûlü de her defasında, “Git tevbe et, Allah’ın affetmeyeceği günah yoktur.” der, onu gönderir. Fakat bu hâdise tam dört defa tekrar eder. Nihayet Mâiz, “Cezamı ver, beni vicdan azabından kurtar.” der. Allah’ın bu mevzudaki hükmü ise bellidir; Mâiz recmedilecektir. Recim yapılırken acıya dayanamayıp bir ara kaçmak ister fakat orada bulunanlardan biri, eline geçirdiği bir kemik parçasıyla buna fırsat vermez ve Mâiz orada son nefesini teslim eder. Hatta bir başkası uygun olmayan bir laf eder. Aradan bir iki gün geçer, Allah Resûlü şöyle buyurur: “Mâiz için istiğfar edin, öyle bir tevbe etti ki tevbesi eğer yeryüzüne dağılsaydı herkese yeterdi. Çünkü kimsenin olmadığı bir yerde günah işledi; hiç kimsenin bilmemesi, günahını itiraf etmesine mâni olmadı…”7 Günah işleyince insan gelip söylemeli mi, halkın içinde açmalı mı? O ayrı mesele. Fakat sahabenin vicdanı buydu.
Dipnotlar
- 7 Bkz.: Müslim, hudûd 22; Ebû Dâvûd, hudûd 24, 25.