Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem), Zeyd b. Hârise’yi peygamberlik vazifesiyle şereflenmeden önce satın almıştı. Sonra hürriyetine kavuşturdu ve evlâtlık olarak yanında bulundurdu. Onlar birbirlerine o kadar kaynaşmış, o kadar senli benli olmuşlardı ki, yıllar sonra bir gün babası onu araya araya bulmuş ve yıllardır bulma uğruna aramaktan bıkmadığı bu biricik evlâdını alıp götürmek istemişti… Efendimiz gidip-gitmeme mevzuunda onu tamamen muhayyer bıraktı. O ise gözleri dolmuş, Efendimiz’in yüzüne bakmış, yanına koşmuş ve “Ben seninle kalmak istiyorum.” demişti. Efendimiz de onun bu civânmertliği karşısında kollarından tutmuş, bir taşın üzerine çıkartmış; “Şahit olun; Zeyd bundan sonra benim evladımdır.”2 demişti. Ahzâb sûresinde اُدْعُوهُمْ لِاٰبَۤائِهِمْ“Onları babalarına nisbet ederek çağırın.”3 ayeti nâzil olacağı âna kadar da, ona “Zeyd b. Muhammed” denildi. Şimdi bu, o toplumdaki efendi-köle ilişkisi adına bir misal.
Aynı çizgide bir başka misal ise şu; Ebû Zer (radıyallâhu anh) bir gün eline geçirdiği elbiselik kumaşı ikiye bölmüş, bir parçasını kendisine, diğer parçasını da kölesine parçalı olarak elbise yaptırmış. Bu davranışının nedenini soranlara o, Efendimiz’in hadisi ile cevap vermiştir: “Onlar (köleleriniz), sizin himayenize verilmiş kardeşlerinizdir; yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, tâkatlerinin üstünde iş yüklemeyin, iş tahmil ederseniz yardımcı olun.”
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Buhârî, meğâzî 12; Ebû Dâvûd, nikâh 9.
- 3 Ahzâb sûresi, 33/5.