İçeriğe geç

Ayrıca objektif bir değerlendirme kabul edilmese de, tesettürün belli kostümlerle yorumlanması konusunda şahsî kanaatimi de beyan etmek istiyorum: Müslümanın yemesi, içmesi, oturup kalkması, evi, sokağı, çarşısı, pazarı; onun sanat telakkisini, ruh zarafetini, gönül inceliğini aksettirici bir mahiyette olmalıdır. Bu açıdan da, bazı kılık ve kıyafetlere avamca bir gözle bakıldığında dahi onda estetik zevkin olduğunu söylemek çok zordur.

O hâlde tesettür emrini hayatına tatbik etmekle mükellef olan bizler, kendi iradelerimizle herhangi bir giyim tarzını seçebiliriz. Manto, pardösü, çarşaf, çâr veya kırmızı, mavi, sarı, yeşil… vs. Bunda bir standardizeye gitme, dinin ruhundaki esnekliği ve dolayısıyla da evrenselliği öldürme demektir. Kaldı ki, tenevvüde de ayrı bir güzellik var… Bir zamanlar Çin’de Mao’ya kadar herkes, yakasız gömlek giyerdi.. ve onlar bu hâlleriyle çok çirkin bir görünüm arz ederlerdi. Aynı zamanda hayatı böyle standardize etmek ve bazı kalıplar içine sokmak, halka zorluk çıkarmak demektir. Bu ise kolaylık dini olan İslâmiyet’in ruhuna zıttır.

Öte yandan, yanlış bir anlayışın tesirinde kalan bazı kesimler -maalesef- bazı kılık ve kıyafetler karşısında, kelimelerle ifade edilemeyecek ölçülerde tahrik olmaktadırlar. Dini bilmeyen kimseleri tahrik etmeme, dinde çok önemli bir esastır. Aksi hâlde, gücü ve kuvveti elinde bulunduran bazı kimseler, bırakın fürûatı, usûlü dahi yaşama ve yaşatma imkânını vermeyebilirler. Yakın Çağ itibarıyla tarihimiz bunun nice örnekleriyle doludur.

164