İçeriğe geç

Görüldüğü gibi, her birinin davranışlarını temellendirdikleri bir kısım delilleri var. Evet, Efendimiz’in “İçtihat edip hata eden insana bir, isabet edene de iki sevap vardır.” fehvâsınca bütün ömürleri doğrunun yanında geçen, bu kudsî insanların davranışları, -velev ki yanlış da olsa- onlara hep sevap kazandırmıştır. Dolayısıyla onların bu hâllerini, bizim davranışlarımızla karşılaştırmanın ciddî bir iltibas olduğu kanaatindeyim.

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hata etmesi meselesine gelince; tabiat-ı beşer icabı, O da hata edebilir. Bu O’nun bir beşer olmasından dolayı da, tabiî karşılanmalıdır. Ancak O, daima teşrî makamında bulunduğu için, Cenâb-ı Hak, O’na hata etme fırsatını hiçbir zaman vermemiş veya O’nun yapmış olduğu hatayı, -onların hatalarını حَسَنَاتُ الْأَبْرَارِ سَيِّئٰاتُ الْمُقَرَّبِٖينَ çizgisinde değerlendirmek lâzımdır- hemen düzeltmiştir

Bu vesileyle günümüzde yer yer: “Allah Resûlü de beşerdi, O da hata yapmıştır…” türünden serdedilen düşüncelerin, masum görülmemesi gerektiği kanaatindeyim. Zira bu tür mülâhazaların mebdei, fukaha-i kiramı küçümsemekle; هُمْ رِجَالٌ نَحْنُ رِجَالٌ “Onlar da insandı, biz de insanız.” sözleriyle başlamıştı. Ebû Hanife, İmam Şafiî.. ne olacak dendiği dönemde ben, bu iş bir gün sahabenin ve Allah Resûlü’nün de sorgulanmasına gidip dayanacağı endişemi izhar etmiştim. Şimdi sadece onlar değil, maalesef bazı çevrelerce Kur’ân sorgulanmaktadır. Ve tabiî, bugün pek çok insanımız, bu kabîl virüslerle ruh hastasıdır. Bana göre o büyükleri küçümseyenler, değil Ebû Hanife, onun bir talebesi ile karşılaşsa idiler, o küçük dillerini yutup tazimle onun ayaklarına kapanacaklardı.

2