İçeriğe geç

1- إِنَّ اللّٰهَ أَنْزَلَ الدَّاءَ وَالدَّوَاءَ وَجَعَلَ لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءً فَتَدَاوَوْا وَلَا تَدَاوَوْا بِحَرَامٍ“Allah derdi de devayı da indirmiştir; her derdin bir devası vardır. Öyle ise, tedavi olun ve haramla tedavi olmayın.” hadisinin ifade ettiği hakikate göre, felç dahil her türlü hastalığın çaresi vardır. Bu çare, bazen zâhirî sebeplerin eliyle, yani tedavi yollarına başvurmak suretiyle gelir; bazen de doğrudan doğruya hiçbir sebebe müracaat etmeksizin Cenâb-ı Hakk’a yalvarmak ve O’ndan şifa dilemekle. Meselâ; Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tavsiyelerine uyarak, ağrıyan yerinize elinizi kor ve üç defa “Bismillah” dedikten sonra, أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللّٰهِ وَقُدْرَتِه۪ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ، وَأُحَاذِرُ مِنْ وَجَعِي هٰذَا.“(Vücudumda) duyduğum ağrının şerrinden ve sakındığım (korktuğum) şu acıdan, ağrıdan Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım.” dersiniz, sizin samimî bir kalb ile Rabbinize yaptığınız bu teveccüh neticesi de, Rabbim size şifa ihsan edebilir.

Demek ki, hâlis bir ubûdiyet sayılan dua ile kul, Cenâb-ı Hakk’ın “dergâh-ı nezd-i ehadiyeti”nin kapısına dokununca, sebepler bütünüyle aşılmış olabilir ve o hasta, “nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyetin zuhuru ile” Rabbin, hususî bir muamelesine mazhar olabilir.

4