Günümüzde, bazı Müslüman ilim tarihi yazarları çeşitli hipotezler ileri sürerek bu mevzuda bir neticeye ulaşmaya çalışıyorlar. Ancak ilmi Batı’dan alıp ona İslâmî bir buud kazandırma düşüncesine dayalı bu hipotezlerle de sağlam bir neticeye ulaşılması mümkün değildir. Zannediyorum ilim, bugün oturduğu aynı zeminde oturmasına devam ettiği sürece, onu Müslümanlaştırmak mümkün olmayacaktır. Ancak, bir gün, Müslümanların, Batılılara ait mevcut kriterleri, bütünüyle gözden geçirip keşfedilen her şeyi tekrar laboratuvara alıp incelemeye tâbi tutabildikleri ölçüde müsbet neticeye ulaşmaları söz konusu olabilir. Şu anda ilmin oturtulduğu zemin yanlıştır. Yanlışla doğruya varmak ise imkânsızdır. Doğru bir maksadın vesileleri de doğru olmalıdır.
Bu önemli misyon için de yine inkılâpçı ruh gerekiyor. Onlar, şu anda mevcut her türlü düşünce ve anlayışı, İslâmî meseleler dahil, yeniden kurcalayacak, Kitap ve Sünnet’le tespit edilmiş nassların dışında her şeyi bu yeni anlayışla değerlendirmeye tâbi tutacaklardır. İşte böyle yapıldığı takdirde, biz de ilim adına düal yaşamaktan kurtulmuş olacağız. Buna nasıl hayır denilebilir ki? Şu kâinat Allah’ın kudret, irade, meşîet ve ilmiyle meydana gelmiş kitaptır. Kur’ân-ı Kerim de bu kâinat kitabı adına bir beyandır. Bu iki kitap arasında, esas itibarıyla herhangi bir zıtlık söz konusu değildir. Bizim de yakalanmasını istediğimiz anlayış işte budur. Bu gerçekleştirildiğinde çağ aşılmış olacaktır.