Biz, nisbetler perspektifinde bazı ilim adamlarımıza, haklı oldukları büyüklükleri vererek onları, başımıza taç yapsak da, bu büyüklük bize göredir. Onların bizim başımıza taç olmaları gerçek büyüklüğün ifadesi değildir. Gerçek büyüklük, birinci, ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü asırda gerçek buudlarıyla gerçekleşmiştir; günümüzde de ona yakın tahakkuk edebilir. Evet, Hicrî 5. asırda bir düğümlenme olmuştur. Ve bu düğümlenmede Nizamiye âdeta hem bir baş hem de son gibidir. Bir açıdan denebilir ki, en son âlem-i İslâm’a vereceği her şeyi Nizamiye Medreseleri vermiştir. Bu son kaynak İmam Gazzâlî’den Fahreddin Râzî’ye uzanan çizgide pek çok kimseye feyiz kaynağı olmuş ise de, daha sonraları gayesinin çok gerisinde kalmış ve beklenen misyonu eda edememiştir.
Yeniden günümüze dönüyorum.
İnsanımıza hizmet sunma noktasında bazı hususları anlamada gecikmeler olduğu gibi takılıp kalmalar da olmuştur.. ve ileride de olacaktır. Bu, bir talebe için uygun bir mekân hazırlamaktan tutun da pansiyon, yurt, okul açmalara kadar kültür hayatımız adına aşılması ve atlanması gereken hemen her merhalede pek çok insanın takılıp kaldığını, vak’ayı rapor mahiyetinde hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu bize, değişik tekevvünlere girilirken alınması gereken tedbirler adına da uyarıcı olacaktır.
Evet, öyle olmuştur. Bir pansiyon açalım, dendiği zaman, “Bizde var mı?” diyerek meselenin münakaşası yapılmış ve kızıl kıyametler koparılmıştır. Mecburi istikametle okullar açılması teklif edildiğinde, “Benim bir türlü bu işleri aklım almıyor!” diyen insanlar çıkmış ve efkârı bulandırmışlardır. Gazete, mecmua, televizyon ve üniversite kurma gibi teşebbüslerde, o eski düşünce ve anlayışına takılıp kalanlar hep bu seviyeli hamleleri engellemek istemişlerdir.