Evet, Allah (celle celâluhu), evvelâ bütün hâdiselerin planını çizer; ilmî bir vücud verir. Sonra da bu ilmî vücud üzerinde kudret ve iradesini taalluk ettirmek suretiyle bunlara haricî vücud bahşeder. Binaenaleyh, evvelâ her şey ilmî vücuddaki durumuna göre yazılır. Sonra da insan tamamen o yazılanlara uygun ve mutabık hareket eder. Bu defa da onları melekler yazar.
Şimdi bu meseleyi bir âyetin ışığı altında izaha çalışalım:
“Kasem olsun Biz, Zikir’den sonra Zebur’da da şunu yazdık: ‘Yeryüzüne Benim salih kullarım vâris olacaktır.”12
Zikir, öğüt ve nasihat demektir. Burada Tevrat mânâsına gelir. Ya da daha şümullü bir mânâ ile “Levh-i Mahfuz” demektir. Bu takdirde âyeti şöyle izah etmek mümkündür: Biz, Levh-i Mahfuz’a yazdıktan sonra, diğer peygamberlere gönderdiğimiz kitaplarda da, Levh-i Mahfuz’dan istinsah ile şöyle yazdık ki, yeryüzüne ancak Benim salih kullarım vâris olacaktır.
Yerin hakikî ve uzun süreli hâkimi sadece salih kullardır. Diğerlerinin hâkimiyeti bir şimşeğin çakıp sönmesi gibi geçicidir. Yeryüzünde, daimî bir yenilenme ve teceddüt ile hâkimiyeti devam eden ancak salih kullar ve salih kullar tarafından teşekkül ettirilmiş salih milletler ve salih topluluklar olacaktır. Levh-i Mahfuz’da bu bir kanun olarak tesbit edilmiş, sonra da oradan alınarak Zebur’a kaydedilmiştir. Evet, Hz. Davud’un eline verilen tahrif olmamış Zebur’da böyle ilâhî bir kanun vardır.
Dipnotlar
- 12 Enbiyâ sûresi, 21/105.