İçeriğe geç

Buraya kadar naklettiğimiz âyetlerde gördük ve anladık ki, meşîet bütün hayatı çepeçevre sarmış ve ihata etmiştir. Evet, O’nun dilemesi ve meşîeti her şeyi kuşatmıştır. Yokluk dahi O’nun meşîetinin, o yönde tecellî etmesine bağlıdır. O فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۘ33 yani istediğini yapan tek hâkimdir. O’nun dilemesi olmadan hiçbir şey olamaz.

Meşîet bazen merhamet, bazen de azap istikametinde tecellî eder. İşte şu âyet bize bu hakikati ders veriyor:

j. رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْۘ إِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْۘ وَمَۤا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَك۪يلًا

“Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder veya dilerse size azap eder. (Ey Habibim) Biz seni onlara vekil olarak göndermedik.”34

“Rabbiniz sizi herkesten daha iyi bilir. Çünkü insanı O yaratmıştır.. ve O, insana şah damarından daha yakındır.”35“Kalbî meyilleriniz ve başkasından gizlemeye muvaffak olduğunuz düşünceleriniz Allah katında malumların en malumudur. Sizin arzu ve isteklerinizi bildiği için O, zâhire göre değil sizin bu durumunuza göre muamele eder. Bu durumda da isterse size azap eder isterse sizi rahmetiyle yarlığar.”36

Nebiler, hep meşîet-i ilâhiyeyi terennüm edip dile getirmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim, nebilerin bu terennüm ve şehadetlerine şöyle şahitlik etmektedir:

k. قُلْ لَۤا أَمْلِكُ لِنَفْس۪ي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَۤاءَ اللّٰهُۘ وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّوۤءُ إِنْ أَنَاۨ إِلَّا نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

“De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Görülmeyeni bilseydim, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir peygamberim.”37

79