İçeriğe geç

a. Ahmed İbn Hanbel’in, Hz. Âişe’nin ana bir kardeşi Tufeyl’den naklettiği şöyle bir hâdise var. Tufeyl diyor ki:

“Rüyamda kalabalık bir cemaat gördüm ve yanlarına sokuldum. Onlara: ‘Siz kimsiniz?’ diye sordum. Onlar da ‘Biz Yahudi cemaatiyiz.’ dediler. Ben de ‘Siz ne güzel bir cemaatsiniz. Keşke Üzeyr Allah’ın oğlu, demeseydiniz!’ dedim. Bunun üzerine onlar da: ‘Siz de ne güzel cemaatsiniz. Keşke إِنْ شَاءَ اللّٰهُ وَإِنْ شَاءَ مُحَمَّدٌ (Allah ve Muhammed dilerse) demeseydiniz.’ cevabını verdiler.

Daha sonra başka bir kalabalık cemaat gördüm. Onların yanına gittim. Kim olduklarını sordum. Nasârâ olduklarını söylediler. Ben de yine: ‘Siz ne güzel cemaatsiniz. Keşke Mesih Allah’ın oğlu, demeseydiniz!’ dedim. Onlar da biraz evvelki cemaat gibi, ‘Siz de ne güzel cemaatsiniz. Keşke Allah ve Muhammed dilerse, demeseydiniz.’ dediler.

Bunun üzerine uyandım ve gelip rüyamı Hz. Âişe’ye naklettim. O da bu rüyayı Efendimiz’e anlatmış. Efendimiz beni çağırarak, ‘Bu rüyayı kimseye anlattın mı?’ diye sordu. Ben de anlattığımı söyledim. Bunun üzerine Efendimiz herkesin mescitte toparlanmasını emir buyurdu; daha sonra da oradakilere şöyle bir konuşma yaptı: ‘Ey insanlar, şimdiye kadar size bir meseleyi hayâ ifadesi olarak söylememiştim. Sizin bu sözünüz beni mesul etmese de sizi sorumlu hâle getirir. Sakın bundan böyle, ‘Allah ve Muhammed dilerse.’ demeyin. Belki ‘Allah dilerse’, deyin. ‘O tektir ve O’nun şeriki yoktur.’ dedi.”47

Bu hâdise ve hadisten de anlıyoruz ki, meşîet-i ilâhiye esastır ve bu mevzuda ona hiç kimse ortak tutulamaz. Hatta bunu kasıtlı yapmak küfürdür ve şirktir.

84