“Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmeyecektir.”13 buyurmaktadır.
Ve diğer ilâhî bir kanunla da bu husus perçinlenmiştir:
لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ“Allah’ın yarattığında değişiklik yoktur.”14
Bir millet azizken, Allah onları zelil kılmaz. Bir millet başlara taç iken, Allah onları ayaklar altında çiğnetmez. Ama millet kendi özünde değişikliğe uğrarsa, Allah da onları değiştirir. Bu, müsbet mânâda da, menfi mânâda da böyledir. Öyle ise evvelâ “Nefsinizi koruyun!” Nefsinizde derinleşin. İçinizi fethetmeye çalışın. Eğer fatih olmak istiyorsanız, evvelâ nefis kalesini fethetmekle işe başlayın. İç dünyasında fatih olmayanın hariçte yapacağı hiçbir şey yoktur.
Allah, ittika eden ve ihsan sırrını kavrayanlarla beraberdir. Bu sırrı kavrayanlar, maiyyet-i ilâhiyeye girmiş demektir. Nedir ihsan sırrı? O, Mevlâ’yı görüyor gibi kulluk yapma şuurudur. O, iç aydınlığıdır, duyguların derinleşmesidir, ummanlaşmasıdır.. ve ferdin, benliğinin esiri olmaktan kurtulup içe nüfuz etme melekesini kazanmasıdır.. dış fethi içten başlatmak ve fethin her merhalesinde bu keyfiyeti korumaktır. Bir diğer mânâda o, bütünüyle salaha ermektir…
Bu uzun mevzua, kitabetten intikal etmiştik. Asıl meselemiz, Cenâb-ı Hakk’ın bu ve benzeri bazı kanunları, Levh-i Mahfuz’da değişmeyen, sabit bir yazı ile tesbit etmiş olmasıdır. Ancak bu meselenin ehemmiyetinden ötürü, kader ile münasebet çerçevesini aşmamak kaydıyla, mevzu ile alâkalı şu âyeti de nakletmeden geçemeyeceğim. Bu âyette de Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
Dipnotlar
- 13 Ra’d sûresi, 13/11.
- 14 Rûm sûresi, 30/30.