İçeriğe geç

Esas olan, bizim için meçhul sayılan bu sahaya dair hüküm vermekten kaçınmak ve Allah’ın hükümlerine inkıyat etmektir. Evet, bize vacip olan hayra niyet etmek ve hayır istikametinde koşmaktır. Öyle ise dikkat edelim, emir ve nehiylerde Allah’a itaatimiz tam olsun, emir ve yasakların dış yüzlerine bakıp aldanmayalım.

Bu konuda Hudeybiye Anlaşması, meselemiz için çok çarpıcı bir misaldir. O, mülk yönüyle ve hâdiselerin dış yönündeki akışıyla ele alındığı zaman nefsin hoşuna gitmeyen tablolarla doludur. Fakat aynı Hudeybiye, melekût yönüyle ve ledünnî derinliği ile ele alındığı zaman, Kur’ân’ın ifadesi içinde bir “Feth-i Karîb – Yakın Fetih” olarak karşımıza çıkar.

Hakikaten Hudeybiye’nin mülk yönü dayanılacak gibi değildir. Sanki aleyhte olabilecek ne varsa hepsi toparlanmış ve Müslümanların karşısına dikilmiştir…

Hak uğrunda bir bardak suda fırtına koparacak kadar Hakk’a bağlılıkları müsellem ancak bir o kadar da müteheyyiç sahabenin Kâbe’yi tavaf için, evet, bunca yılın verdiği hasretle kavrulup duran bu insanların, Kâbe ile aralarına giren düşman hâili sebebiyle, geldikleri yere dönmeye zorlanmaları, o yapıdaki insanların katlanabilecekleri şey değildi… Hele, elinde ayağında kalın zincirler olduğu hâlde Allah Resûlü’ne sığınan Ebû Cendel’in geriye döndürülmesini kabul etmek onlar için ızdırabın en elem vericisiydi.3

58