Eşya ve hâdiselerin zuhur ve vukuunda meşîet-i ilâhiye esastır. Kur’ân birçok âyetiyle bize bu hakikati anlatır. Şimdi meşîet-i ilâhiyeye delâlet eden âyetlerden bazılarını ele alalım:
a. وَلَا تَقُولَنَّ لِشَيْءٍ إِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًاۙ إِلَّا أَنْ يَشَۤاءَ اللّٰهُ۬ وَاذْكُرْ رَبَّكَ إِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰۤى أَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِأَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا
“Herhangi bir şey için ‘Ben onu yarın yapacağım.’ deme. ‘Ancak Allah dilerse…’ de. Unuttuğun zaman hemen Rabbini an ve şöyle de: ‘Umulur ki Rabbim, beni doğruya daha yakın olana eriştirir.’ ”19
Öyle ise, yapmak istediğin hemen her işinde, evvelâ meşîet-i ilâhiyeyi esas tutmalı ve yapacağın işi, Cenâb-ı Hakk’ın dilemesine bağlamalısın. Zaten O dilemedikten sonra senin bir şey yapman da mümkün değildir. İnsan bu düşünceyi kendinde bir ahlâk hâline getirmeli ve teşebbüs edeceği hemen her işine de böyle başlamalıdır.
Bu âyet münasebetiyle Allah Resûlü bize şöyle bir şey anlatır: “Hz. Süleyman, ‘Bu gece yüz cariyemle mübaşerette bulunacak, bunların her biri de Allah yolunda savaş eden bir erkek çocuk doğuracak.’ diye yemin eder. Fakat ‘İnşâallah’ demeyi unutur. Neticede sadece bir kadın düşük meydana getirir.” Ve Allah Resûlü ilave olarak şöyle der: “Eğer ‘inşâallah’ deseydi yemininde hânis olmaz ve her bir kadın Allah yolunda savaşan bir çocuk meydana getirirdi.”20
Evet, insan kat’iyen inanmalıdır ki, Allah dilemedikten sonra hiç kimse hiçbir şey yapma güç ve kuvvetine malik değildir. Eşya ve hâdiselerin ledünniyatına vâkıf olan ve kendi iç âlemini dinlemesini bilen bir insan bu gerçeğe, hem de aksine zerre kadar ihtimal vermeyecek şekilde inanır, inanmalıdır da.
Dipnotlar
- 19 Kehf sûresi, 18/23-24.
- 20 Buhârî, cihâd 22, nikâh 119; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/275.