Hz. Mesih (aleyhisselâm) göğe nasıl yükseldi. Ortada onu asmak için hazırlanan bir çarmıh vardı. O, korkunç bir tarassut altında sıkışıp kalmıştı. İşte o anda ona gökten bir el uzandı ve doğuşu mucize olan bu zâtın, dönüşü de mucize ile noktalandı.9
Ümmet-i Muhammed için de durum farklı değildir. O da geçmiş ümmetlerin çektiklerini çekecek ve Cenâb-ı Hak, dışa bakan yönüyle zor ve kerih gibi görünen bu hâdiselerden bol bol hayırlar yaratacak ve ona fereçler, kurtuluşlar ihsan edecektir.
İşte ilm-i ilâhîde her hâdise başlangıç ve neticeleriyle böyle sırdan bir yumaktır. Yani, Allah (celle celâluhu) hem Zâhir hem de Bâtın olması hasebiyle, hâdiselerin hem mülk hem de melekût cihetini bilmektedir. Ve kader de O’nun bu ilminin sırlı bir unvanı demektir. Bu keyfiyetiyle de kader Levh-i Mahfuz hakikatinin bir başka adıdır.
2. KİTABET AÇISINDAN KAZA VE KADER
İlim açısından, gelecekte olacakların geçmişte tayin ve takdir edilmesi ve bunların vakti gelince ortaya çıkması kaza ve kadere ait ilâhî bir tesbit, eşya ve hâdiselerin vukuu anında yazılmış olması da insanın muhasebe-i a’mâliyle alâkalı bir kitabettir. Gece gündüz şeridine takılmış gibi her an olup bitenler ve bizim hayat serüvenlerimiz her an yazılıp durmaktadır. Biz buna da “yevmî tayin ve takdir” diyoruz.
İmam-ı Mübîn’den (kaderî levhalar) istinsah edilerek, Kitab-ı Mübîn’e kaydedilen ve Kur’ân-ı Kerim’de:
“Yaptıklarınızı bilen mükerrem melekler.”10 şeklinde anlatılan meleklerin yazdığı bir tayin ve takdir de vardır.
Dipnotlar
- 9 Bkz.: Nisâ sûresi, 4/157-158.
- 10 İnfitâr sûresi, 82/11-12.