İçeriğe geç

“Rabbim, nefsime zulmettim, günah işledim. Beni mağfiret et.” (Kasas Sûresi, 28/16) diyordu. Beni mağfiret et, diyen Hazreti Musa’ya “feğafera leh” “Onu bağışladı.” hitabı yetişiyor, mağfiret ettiğini ifade ediyordu. Kalbini bir mızrap hâline getiren ve sinesinde bin insanın ızdırabını taşıyan Hazreti Davud,

َوَ ظَنَّ دَاوُدُ اَنَّمَا فَـتَـنَّاهُ فَاسْ تَغْفَرَ رَبَّهُ وَ خَرَّ رَاكِعاً وَ اَنَاب

“Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.” (Sâd Sûresi, 38/24) âyetinde anlatıldığı üzere Allah’ın, kendisini imtihan ettiğini anlamış; istiğfar etmiş ve secdeye kapanmıştı. Cenab-ı Hak da onu mağfiret buyurmuş ve nübüvvet pâyesiyle yeniden serfiraz kılmıştı. Hazreti Süleyman “fağfirlî-beni bağışla” deyince Cenab-ı Hak, seni de mağfiret ettim, diye ferman etmişti. Tarihin hangi vadisinde olursa olsun, sözü sohbeti, havası edası yerinde, kâmet-i bâlâsı mükemmel binlerce insan binlerce vadide, “Rabbim!” dediği an imdatlarına koşulmuş; “Festecâbe” ferman-i sübhânîsi ile onlara mukabelede bulunulmuş, günahları mağfiret olunmuş ve eski pâyeleriyle yeniden serfiraz edilmişlerdi.Bütün bunlardan şunu anlıyoruz ki beşer nerede, ne zaman, ne yaparsa yapsın, yeter ki bütün kalbiyle yeniden Mevla’ya dönsün. Tıpkı bir ekin gibi eğildiği yerden tekrar doğrulsun… Doğrulsun ve Mevla’ya teveccüh etsin. Çamura düştüğünde üstünü başını silsin, yeniden huzur-u Kibriya’ya doğru koşsun. O, Rabbini daima Gafûr ve Rahîm olarak karşısında bulacaktır.Asrımızın günahkâr Müslümanları, Cenab-ı Hakk’ın bu engin rahmetinden ümitlerini kesmesin. Cenab-ı Hak, dünyevî hayatlarını mamur edeceği gibi bu sayede uhrevî hayatlarını da mamur edecektir. Dünyada da âhirette de

مد

62