ُاِااَّلَّ مَنْ تَابَ وَ اٰمَنَ وَ عَمِلَ عَمَاالً صَ الِحاً فَاُوٓلٰئِكَ يُـبَدِّ ل
وَ كَانَ اهللُ غَفُوراً رَح۪ يماً
اهللُ سَ يِّــٔاَتِهِمْ حَسَ نَاتٍ ط
“Günah işleyen kimse ancak tevbe eder, Allah’a tüm kalbiyle teveccüh eder, iman eder, salih amel yaparsa Allah, onun sonsuz şer kabiliyetini hayır kabiliyetine çevirir. Amel defterindeki seyyiatı hasenâta dönüştürür. En kötü, en mücrim insanı, en masum, en saf hâle getirir…’”(Furkân Sûresi, 25/70)Hemen yerimden fırladığım gibi kadının yanına koştum. Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dediklerini ona söyledim. Kadın, bir ‘Hey!’ çekti ve secdeye kapandı. Anladım ki Allah’a rücu edip tövbe ediyordu.”Bir başka rivayette şu anlatılır: “Allah Resûlü bir gün mescitte oturuyordu. O sırada son derece yaşlı, ayakları, vücudunu taşımakta zorlanan, ihtiyarlıktan artık kirpikleri dökülmüş, görmekte güçlük çeken biri içeri girdi. Dizlerini, Resûlullah’ın dizlerine dayayıp oturdu ve şöyle dedi:
،ِيَا رَسُ ولَ اهللِ، رَجُلٌ غَدَ رَ وَ فَجَرَ، وَ لَمْ يَدَ عْ حَاجَةً وَ ااَلَ دَاجَةً إِااَّلَّ اقْتَطَعَهَا بِيَمِينِه
فَهَلْ لَهُ مِنْ تَوْ بَةٍ؟
“Gadretmiş, fısk u fücur yapmış, günah işlemiş, işi bitmiş bir yaşlı için tevbe var mıdır, ey Allah’ın Resûlü!” Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Sen, ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah’ diyor musun?” diye sordu. Adam, içinden gele gele kelime-i şehadet getirdi. Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Allah senin fücurunu da gadrini de her şeyini bağışladı.” buyurdu. Yaşlı adam için gençlik bağışlanmış, kapalı cennet yolu açılmış gibi olmuştu. Sanki ayaklarına ve beline bir zindelik gelmişti. Hemen Allahu Ekber deyip gözden kayboluncuya kadar tekbir getirmeye devam etti.”11
Dipnotlar
- et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 7/132; el-Heysemî, Mecmau’z-zevâid 1/31.