dilerine âhir zamanda gelecek büyük imamın, ufuk peygamberin namaz kıldırmasını bekliyorlardı. Her gelen peygamber “İşte geliyor!” demiş gitmiş. Her gelen imam, “Geliyor!” demiş gitmiş. Gelenler gelmiş fakat beklenen imam bir türlü gelmemişti. Hazreti İsa, beş asır evvel en tiz perdeden “İşte Faraklit geliyor!” demişti. Cemaat, canları gırtlaklarına gelmiş gibi bekliyordu. Ve bir aralık Allah Resûlü’nün, Hazreti Cibril’le içeriye girdiğini müşahede ettiler.Bütün cemaat, bütün enbiya-i izamın, evliya-i fihamın ervahı O’na kıyam ettiler, hepsi ayağa kalktı, ‘Allahu ekber’, ‘Muhammedün Resûlullah’ dediler. Ve Allah’ın Resûlü öne geçip namaz kıldırdı onlara. Namazını bitirdikten sonra, biraz sonra yapacağı miraçtan dolayı O’nu tebcil ve tebrik ettiler. “Ne mutlu sana ki, en sonda geldin fakat bu şeref, beraat tacını giymek sana nasip oldu.” dediler. Âdem o beraat tacını giymek istedi ancak yaptığı zellenin cezasını yeryüzünde ağlamak suretiyle çekti. Hazreti Lût da çok ıstırap çekti ancak ona da bu nasip olmadı. Hazreti Musa bu ıstırabı Tur dağında dile getirmek istedi fakat dağın parçalanmasından başka bir şey göremedi. Hazreti İsa çok ıstırap çekti ama ona da nasip olmadı. Kendisini çarmıha germeye niyet ettiler ancak Rabb-i Kerîm’i dest-i kudretiyle elinden tuttu ve semaya doğru çıkardı onu.Ne mutlu Sana ki beraat fermanı Senin adınla imzalandı. Bu işi de Sen başardın ve adın, kafiye gibi nübüvvet şiirinin sonuna eklendi. Allah Resûlü Burak’ın üzerine biniyordu. Şimşeklere âdeta, “Siz durun da bugün semanın yüzünde ben parlayayım. Bugün devran benimdir.” diyen Burak, Allah Resûlü’nü sırtına aldıktan sonra üveyk gibi kanatlanıyordu. Allah’ın Resûlü’nü sırtına aldıktan sonra durmak olur mu? Burak, yıl-