Senin ıstırap çekişin insanlığın kurtuluşunun çekirdeği olacaktır.O ise derin bir teslimiyet içinde, Allah’tan gelen her şeyi başının üzerine koyuyor, boynunu büküyor, “Senden gelenleri kabul ettim ve emirlerine râm oldum.” sözleriyle biatını yeniliyordu. Nihayet küfür öylesine şiddetleniyordu ki her an canına kastedilmeye, her türlü fenalık yapılmaya çalışılıyordu. Zaten söylediklerine kulak asmayanların sayısı had safhadaydı.Nihayetinde Allah’ın Resûlü de bir beşerdir. Beşerî sınırları çok aşmıştır ama yine de bir beşerdir. Müşriklerden gördüğü tazyik O’na da çok acı geliyordu. Hele O’nu dinlememeleri… Hele O’nun getirdiği hidayetle yollarını bulamamaları… Hele etrafından kopup ölüme gidenleri görüşü… Bütün bunlar, O’na çok acı geliyordu. “İşte bir kâfir daha öldü ve işte cehenneme gidiyor, işte orada ıstırap çekecek, vay benim hâlime!” diyordu. Allah’ın Resûlü, bilhassa âhirete ait meseleleri uzaktan uzağa müşahede edip orada insanların dûçâr olacağı azabı gözünün önüne getirdiği zaman imansız gidenlerin ıstırabıyla perişan olurdu. Ve Allah, O’nu teselli için Kâbe’de Hatim’in dibinde yatarken kurb-u huzuruna davet fermanını gönderdi. Hazreti Cebrail geldi: “Ey mekânda bî-huzur olan! Ey, artık ten kafesinin ve cihetler yurdunun kendisini çok fazla sıktığı Allah’ın aziz misafiri! Allah Seni sıkılmayacağın, bunalmayacağın bir âleme davet ediyor. Gel tenezzüh et, gör ve sonra tekrar dünyaya dön.” Cebrail, Resûlullah’ın elinden tutar tutmaz bir hamlede, bir nefhada onu Kudüs-i Şerif’e götürdü. Bütün peygamberlerin ve gelecek velilerin ruhları, Allah’ın Resûlü’nü istikbal ettiler. Sizin, kubbenin altında toplanıp saf bağladığınız, önünüze geçip namaz kıldıracak imamı beklediğiniz gibi onlar da ken-