Uhud’da aldığı yaralardan dolayı hayatının sonuna kadar topallayarak yürüyen ve bu durumu vesile-i iftihar olarak gören, başka meziyetim yoktur, diyen insan…Yüzü gibi, yüzünün güleçliği gibi kalbi de temiz olan, o devirde ve daha sonraki devirlerde hiç kimse tarafından kınanacak tarafı bulunmayan bu nadide insan, tek meziyet olarak Uhud’da Allah Resûlü’nün önünde bir uzvunu sakat etmeyi sayıyor; Allah’ın huzuruna giderken bu sakat uzvumu göstereceğim, şuuru içinde yaşıyordu. Gelen bu bir bardak su, bir tabak yemek karşısında hıçkırıklarını tutamayıp ağlıyor ve şöyle diyordu: Mus’ab b. Umeyr ve Hamza b. Abdulmuttalip benden daha hayırlıydılar. Onlar Uhud’da şehit oldukları zaman bedenlerini tam olarak sarabileceğimiz bir kefen bulamadık. Mus’ab’ı Allah Resûlü’nün huzuruna getirdiklerinde mübarek vücudu parça parçaydı. Elimizdeki bezleri ona kefen yapalım dedik fakat başını örttüğümüz zaman ayakları, ayaklarını örttüğümüz zaman başı açıkta kaldı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), ‘Baş tarafını örtün, açık kalan kısmını da izhir otuyla kapatın.’ dedi.81 İzhir, Medine’de biten, mezarlarda ve evlerin damlarında kullanılan bir ot idi.Hazreti Hamza da şehit oldu, onun da vücudu parça parçaydı. Meleklerden daha mukaddes o şehit bir kefen isterdi, o gün onun da kefeni yoktu. Eldeki bir gömlek ikiye bölünmüş ve şehitlerin avret yerleri ancak kapatılabilmişti. O, aziz, mesut ve bahtiyardı. Şehitlerin en aziziydi. O anda yıkanamamış, üzerine bir damla su dökülememişti ama dökülen sulardan daha temiz, daha berrak başka damlalar dökülmüştü. Bu damlalar, meleklerin dahi kapış kapış edip yüzüne gözüne
Dipnotlar
- Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, 1/145; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, 4/407.