Ve şartlar gerektirdiği zaman bunları sırtından atıp rahat etmelisin. Yok, böyle yapmaz da bunlara maksud-u bizzatmış, asıl gayeymiş gibi bağlanırsan yani dünyaya ve içindekilere
kâfirin nazarıyla bakarsan, ۪ فَـتَـرَبَّصُ وا حَتّٰى يَاْتِـىَ اهللُ بِاَمْرِهAllah’ın getireceği o günün gelmesini bekleyin, diyor Allah.
Ve sonunda, َ وَ اهللُ ااَلَ يَهْدِ ى الْقَوْ مَ الْفَاسِ ق۪ينAllah fasıklara, başını dinin hududundan dışarıya çıkarmışlara, yanlış yola girmişlere, açık vermişlere hidayet etmez, buyuruyor.
Muhterem Müslümanlar!Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) temiz, nadide, eşsiz, emsalsiz cemaati dünyada büyük başarılara ulaşmış bir cemaattir. Dünya işlerini rahatlıkla çekmiş, çevirmiş bir cemaattir. Dünyada, onların hâkim oldukları devirde ciddi bir problem görülmez. Onlar dünyanın en mamur devletini kurmuşlardı. Ve o güne kadar en mamur olan devletler onların karşısında hâk ile yeksân olmuş, imparatorluklar yıkılmıştı. Kendi medeniyetlerini imar etmelerinin yanı başında, yıktıkları yerlerde de hakiki ümranlar kurmuş ve gittikleri her yerde, mabetlere Mabud-u Hakiki’yi getirmiş, insanlara hakiki olan Mabud-u Mutlak’a, bir olan Allah’a kul olma zevkini duyurmuş ve böylece gönülleri doyurmuşlardı. Sevginin temsilcileri ve dünyanın imarcıları hâline gelmişlerdi. Bu insanların bütün meziyetleri; imanı gönüllerine sağlam oturtmaları ve o iman uğruna, seve seve her şeylerini feda etmeleriydi. Kaynaklarda şöyle bir hâdise anlatılır: Ramazan-ı Şerif ayıydı. Müminlerin hepsi oruçluydu. Abdurrahman b. Avf’a iftar vakti bir bardak soğuk su getirdiler. Şerefli sahabi, Aşere-i Mübeşşere’den Abdurrahman b. Avf…