İçeriğe geç

Allah, bu dağlar aşılacak diye emrediyor. Ama bu yolda sağdan soldan uzanacak elleri değil doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın dest-i kudretinin uzanmasını beklemek lazım. Öyleyse O’na teveccüh etmek, O’na dayanmak, O’na itimat etmek, O’nun prensipleri içinde bulunmak, O’ndan razı olmak lâzım. رَضِ ينَا بِاهللِ رَبًّا وبِ ااْلْ ِسْ اَلَ مِ دِينًا وَ بِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا

Allah Resûlü’nün virdidir; bunu sabah-akşam üçer defa tekrar ederlerdi. Allah mabudumuzdur, razıyız. Hazreti Muhammed peygamberimizdir, razıyız. Kur’ân kitabımızdır razıyız. Mümin bu teslimiyetle hareket edecek, Kur’ân’daki her şeyi kendisine düstur kabul edecek, Resûlullah’a tam, kayıtsız şartsız iman edecek ve Cenab-ı Hakk’ı bu hususları talim ve terbiye etmede kanun vaz’ edici kabul edip o yolda yürüyecek. İşte o zaman, Allah’ın tevfik ve inayetiyle, aşılmaz sanılan dağlar aşılacak, kayalar parçalanacak ve hiç beklenmedik hâdiseler olacaktır. Biz bütün çığırtkanlıklarımıza rağmen bağırıp çağırmamıza rağmen kimsenin gönlüne zerre kadar iman koyamıyoruz. Çünkü imanı gönüllere koyacak olan sadece Allah’tır. Size Hazreti İsa da gelse hitab etse, Allah dilemediyse, gönlünüze bir şey koyamaz. Şu insanlığı heyecana getiremez, yekvücut yapamaz, ancak Allah dilerse yapar.

طلَوْ اَنْـفَقْتَ مَا فِى ااْلْ َرْضِ جَم۪ يعاً مَآ اَلَّـفْتَ بَـيْنَ قُلُوبِهِمْ وَ لٰكِنَّ اهللَ اَلَّفَ بَـيْنَهُمْ

Yani, Sen, bütün yeryüzü altın olsa sarf etsen, para olsa sarf etsen, yine de kalbleri telif edemezsin. İnsanlık duygusunu onlara işleyemezsin, aşılayamazsın, onları insanlık semasına yükseltemezsin, Allah dilerse yapar. Allah diledi, bazı kimselerin kalblerini telif etti, onlara iman nasip etti ve onları medeni milletlere muallim hâline getirdi. Öyleyse tek çare, Allah’a hasr-ı nazar etmektir. (Enfâl Sûresi, 8/63)

280