İçeriğe geç

Öyleyse bütün sebep ve vasıtaları bir tarafa bırakarak doğrudan doğruya kalbi sebeplerin yaratıcısına bağlamak, O’ndan gelenleri duymak, O’nun dışındaki her şeye kulak tıkamak gerekir.Gönül huzuruna ve saadetine, ruhun sıkıntılardan kurtulmasına tek çare, tek vesile budur. Muvaffakiyeti ihsan edecek olan Allah’tır. Şahsî hayatında muvaffakiyeti, gaye ve düşüncelerinde muvaffakiyeti, milletine hizmet heyecanlarını yaşamada muvaffakiyeti ihsan edecek olan Allah’tır. Nazarı kısa olan bizler, dar görüşlü olan bizler, çok defa nazarımızı sebeplerin ötesinde sebeplerin yaratıcısına ulaştıramadığımızdan ötürü sağımızda solumuzda, önümüzde arkamızda, hiçbir şeriki olmayan Allah’a bir sürü ortaklar koşuyor, O’nunla beraber âdeta onlara tapıyor, onlardan işlerimizi çabuklaştırmalarını istiyoruz. Heyhat ki iş neticede gidiyor, yine sadece Allah’a dayanıyor. Beşerin akl-ı ekmeli, akl-ı ekberi, insanlığın fihristesi ve hulasası, kalblerin ziyası Hazreti Muhammed (aleyhissalatu vesselam) en makul davranış yolunu seçmiş ve Cenab-ı Hakk’a hasr-ı nazar etmiştir. Sağdan soldan O’na uzanan binlerce eli reddetmiş, “Allah bana kâfi ve vâfidir, O bana yeter.” demiştir. Aslında bu, bütün peygamberlerin vird-i zebanıdır: Hazreti Musa’yı Firavun’un karşısında, “Hasbunallahu ve ni’me’l-vekîl.” (Allah bize kâfidir, O bize yeter. O’nu vekil tuttu isen O sana yeter.) derken görürsünüz. Ateşe düşerken Hazreti İbrahim’in dilinde aynı vird-i zebanı görürsünüz: Hasbunallahu ve ni’me’l-vekîl.Dehşet verici bütün hâdiseler karşısında Hazreti İsa’yı Cenab-ı Hakk’a teslim olmuş ve bunu vird-i zeban etmiş olarak görürsünüz.Ve Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Hasbiyellahu ve ni’me’l-vekîl” (Allah bana kâfidir.) der.

279