Allah’ın gösterdiği istikametin dışında yol alma ise haksızlığın, zulmün ve Allah’a karşı gelmenin ifadesidir. Cenab-ı Hak bizi nasıl istiyor, himayemizde bulunan kimseleri nasıl istiyor, işlerini evirip çevireceğimiz kimseleri nasıl istiyor… Bütün bunları Allah’ın istediği istikamette yapmak Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya vesile olur. Bütün bunlarda Cenab-ı Hakk’ın emirlerine zıt davranış içinde bulunma, bizi dünyada da âhirette de hüsrana mahkûm eder. Allah, insanı nasıl istiyor, müminin mümine karşı nasıl bir vaziyet takınmasını istiyor, himayesinde olan kimselere karşı nasıl davranmasını istiyor… İşte mümin, bütün bu istekler karşısında kendi şuuruyla kendini bulacaktır. Kendini bulma en mühim meseledir. Kendini bulmaya göre istikamet üzere yaşamaya başlayacak, kendini bulmanın ışığı altında işlerini yapmaya çalışacaktır. Bir insanın, Allah’ın emir ve iradesine uymadan kendisini bulmasına da imkân yoktur. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendi arkasında gelişigüzel, dağınık bir cemaatin vücuda gelmesini hiç arzu etmiyordu. O, yapacağı şeyleri çok iyi bilen kimselerden bir cemaat teşekkül etsin istiyordu. Bunun anahtarı ise “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” hakikatinin kalbe söylettirilmesi, ruhta işletilerek kabul edilip benimsenmesiydi. Onun için görüyoruz, harbe giderken insanlar arkasından koşuyor ve diyordu ki: “Ey Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)! Müsaade edersen ben de katılayım. Seninle beraber bu cihada ben de iştirak edeyim.” O ise, “Sen ‘Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlulluh’ diyor musun?” diye soruyordu. Aksi takdirde onu orduya kabul etmiyordu. Zira cemaatin içine girecek kimse esasen “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah”ın manasını bilmeli, onu anlayıp kalbine koymalıydı. Böyle olmayan bir insanın kendini bulmasına ve bilmesine imkân yoktur.