Yumuşak döşeğinizden fedakârlıkta bulunmadığınız zaman yalancı olduğunuza delalet eder. Günde üç defa sofralar önünüze konup kalktığı müddetçe yalancı olduğunuza delalet eder. O zaman başınızdaki külahı –rica ederim– atın. Elinizdeki tesbihin bağını da koparın, dökülsün. Bize öyle görünmeyin. Zira şeytanın sırtında peygamber cübbesi çok çirkin görünür.Sahabi gibi olun. O cübbeyi size Allah giydirsin. Tâbiîn gibi olun, o elbiseyi size Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) giydirsin. Milletin artık sahtekârlığa, değişik tavırlara, azimsizliğe ve kararsızlığa tahammülü yoktur. Bir yerlerde milletin kurtarılmasının felsefesini yapıyorsanız evvela kendinizi keşfetmeniz gerekir. Nefsin marifetine ulaşınız… Geceniz var mı sizin, bize onu söyleyin. Seccadeniz alnınızı tanıyor mu sizin? Evinizin duvarları iniltinize şahit oldu mu acaba? Yoksa, rica ederim, bize yalan söylemeyin. Tarihe yalan söylemeyin. Millete yalan söylemeyin ve bu arenada sergilenen korkunç oyunları seyreden, duygularını kaybetmiş, kurtuluş bekleyen şu nesle yalan söylemeyin.Âh u enininizle ummanlar dalgalansın ve çağlasın. Millete kurtuluş vaadinizi kalbinizden söyleyin. Kalbinizin olduğuna dair bizi ikna edin. Bir vicdan taşıdığınıza dair bizi ikna edin. İşte milletin beklediği budur. Bu azim ve karalılık içinde olanlar, Allah’ın tevfik ve inayetiyle, bu tekerleği tümseğe çıkaracaklardır. Yaptığı hizmetten dolayı hak iddiasında bulunmayanlar, vazifesini geçimine basamak yapmayanlar, yükselmek için halk içinde görünmeyenler, tavır ve davranışlarını değiştirmeyenler, makamdan ve mansıptan kaçanlar, kendilerine açılan lütuf ve nimet imkânlarına kapılarını kapayanlar, sırtlarını çevirenler, Resûl-i Ekrem gibi “Ümmetî, ümmetî!” diyenler, inil-