Hazreti Ömer ise kızgınlıkla, “Hakkımı helal ettim.” demeden Ebû Bekir’in yanından kalktı, evine gitti. Onlar da nihayetinde insandı, hata yapıyorlardı. Fakat hatadan geri dönmesini de biliyorlardı. Hazreti Ebû Bekir, Ömer’in tavrını görünce beyninden vurulmuş gibi huzur-ı Risaletpenahîye koştu. O yürürken tevazuundan cübbesinin bir tarafı sarkardı. Bu sefer iyice iki büklüm olmuş bir şekilde Resûl-i Ekrem’in yanına doğru geliyordu. Resûl-i Ekrem, onu karşıdan görür görmez, “Ebu Bekir bir şeylere üzülmüş, geliyor!” buyurdu. Ebû Bekir geldi, edeple Resûlullah’ın dizinin dibine oturdu ve “Yâ Resûlallah! Ömer’le aramızda bir şeyler oldu. Sonra, ‘Hakkını bana helal et.’ dedim. Hakkını bana helal etmeden gitti. Ne yapacağımı bilemedim, ben de doğruca sana geldim.” dedi. Hazreti Ömer de bu arada eve gitmiş ama durumdan rahatsız olmuştu. Temiz vicdan nasıl böyle bir şeye katlanırdı ki! Daha evde oturmadan, “Resûl-i Ekrem’e gidip söyleyeyim, beni affetsin.” diye düşünmüştü. Biraz sonra o da koşa koşa oraya geldi. O da Resûl-i Ekrem’in yanına oturdu ve: “Yâ Resûlallah! Beni bağışlayın. Ebû Bekir’i affedilmesi gerektiği yerde affetmedim.” dedi.Allah Resûlü’nün, Ebû Bekir üzüldüğü için sadık dostu adına, biraz canı sıkılmıştı. Buyurdu ki: “Sahabimi bana bırakmayacak mısınız? Ebû Bekir’e ilişmekten vazgeçmeyecek misiniz? Hâlâ ona dokunacak mısınız? Âlem beni inkâr ederken o sahip çıktı. Âlem beni bırakırken o destek oldu, bana arka çıktı.”54Manzaranın şedit, havanın şimşekli olduğunu, yıldırımların sert geldiğini görünce Ebû Bekir de dize geldi: “Yâ Resûlallah! Kusur ve kabahat bendeydi, Ömer’i bağışlayın. Onun canını ben sıkmış, onu ben huzursuz etmiştim. Tedirgin olan o idi, esasen ben onu rahatsız etmiştim.” dedi.
Dipnotlar
- Buhârî, tefsir (7) 3.