zenişte bulunuyordu. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Yazık sana! Ben âdil olmazsam kim âdil olur!” buyuruyor, onu da hoşnut ediyordu.53Haysiyetine dokunulduğu, gururunun kırıldığı hatta nübüvvetiyle ilgili iftiraların atıldığı dönemlerde dahi meseleleri çok rahat karşılamış ve kimseyi rahatsız etmemiştir Nebiler Nebisi. Bu hâl, O’nun çevresine de intikal etmişti. Öyle ki ashâbı arasında şöyle bir hâdiseye şahit oluruz:Ammâr b. Yâsir, fakir bir ailenin çocuğuydu. O, Aleyhisssalatü ve’s-selam’ın yanında olmuş, dünya adına hiçbir malı mülkü olmayan fakir bir insan… Karşısında da büyük orduları dize getiren Halid b. Velid... Mahzum oymağının şerefli insanı vardır. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) aralarındaki bir anlaşmazlıkta Ammâr’ı haklı çıkarınca, rahatlıkla bu büyük kumandan kalkar, Ammâr’ın cübbesinin eteklerinden tutunur ve: “Allah aşkına Ammâr, beni affeyle!” diye yalvarır. Zira ona haşin ve hırçın bir söz sarf etmiştir.Sasani’yi bir darbeyle yıkan, Roma İmparatorluğu’nu bir darbeyle yerle bir eden, teveccüh ettiği cepheden daima zafer getiren ve arkasında gözünün içine bakan büyük bir ordu olan büyük kumandan, fakir bir insanın cübbesinin eteklerinden tutunur, “Allah aşkına beni affeyle!” der.
İşte bu, Resûl-ü Ekrem’in cemaatiydi. Tabloyu daha net gösterecek, çarpıcı bir misal de Hazreti Ebû Bekir’le Ömer arasında meydana gelen bir anlaşmazlıktır: Seyyidina Hazreti Ebû Bekir’le Ömer arasında bir huzursuzluk, bir hoşnutsuzluk meydana gelmişti. Hazreti Ebû Bekir, bir hâdiseden dolayı Ömer’in canını sıktığını düşündü ve yanına gidip, “Yâ Ömer! Rabbimizin huzuruna çıkacağız, bana hakkını helal et. Seni üzdüm biraz, canım sıkıldı.” dedi.
Dipnotlar
- Buhârî, menâkıb 25, edeb 95, istitâbetü’l-mürteddîn 4; Müslim, zekât 148.