deceği düşünülebilir. Fakat Rabbimiz, lütuflarının geliş yollarını, onlardan istifade yöntemlerini, kaideleri bize göstermektedir. Ancak bunlar gerçekleştiğinde bize lütfedeceğini ifade buyuruyor. Allah, Cennet’i bize şöyle vaat ediyor:ِاِنَّ الَّذ۪ ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّ الِحَات
“Onlar ki iman ettiler; salih amel yaptılar.”
ًۙكَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْ دَوْ سِ نُزُال
“Firdevs cennetleri onlar için konacak bir yer olur, konak olur.”Muhabbet-i ilahîyi istiyorsunuz. İstiyorsunuz ki Allah sizi sevsin. Allah’ın rahmeti sizinle beraber olsun. Bu sevgiyi elde etmek için Rabbimiz’in koyduğu bir şart vardır:
ًاِنَّ الَّذ۪ ينَ اٰمَنُوا وَ عَمِلُوا الصَّ الِحَاتِ سَ يَجْ عَلُ لَهُمُ الرَّحْ مٰ نُ وُدّا
“İman edip salih amel yapanları Allah (celle celâluhu) sevdiği gibi Mele-i A’lâ’nın sakinleri de sever. Yerde de hüsn-ü kabul vaz’ edilir onlar için. Onlar için yeryüzünde bir sevgi vaz’ edilir, yani insanlar da sever.” (Meryem sûresi, 19/96) buyuruluyor. Cenab-ı Hak, burada vereceği lütfu, ihsanı şartı ile söylüyor. Nimetini, şartıyla, sebebiyle size arz ediyor, takdim ediyor. Yani her nimetin beraberinde bağlı bulunduğu bir sebep, kaide vardır. Her nimet, Rabbimiz tarafından hangi şartın, hangi kaidenin üzerine oturtulmuşsa ancak o kaideye ve o şarta sahip çıkılmakla elde edilir. O kaideye, sebebe uyulduğu takdirde o nimete mazhar olunur. Bu noktadan baktığımızda sağlam bir toplum da Rabbimiz’in bir nimetidir, bir lütfudur. Huzurlu bir toplum Rabbimiz’in bir lütfudur. Saadet içinde bir millet olma Rabbimiz’in bir lütfudur. Fakat bu lütfa mazhar olmanın da kendine göre sebepleri ve şartları vardır.