İçeriğe geç

İnanan insanlar kendi aralarında birlik, beraberlik ve uyum içinde, ehl-i kıbleye karşı saygı ve sevgi içinde olmak zorundadır. Allah’ın, huzurlu bir cemaat vaadinin şartı ve sebebi budur. Ne zaman ki bir toplumu sevk ve idare edenler, ona çekidüzen verenler bu işe, onun şartlarına ve sebeplerine riayet edecek, işte o zaman Rabbim bize huzurlu bir toplum ihsan edecektir. Fahr-i Kâinat Efendimiz’in en birinci işi, bu sıhhatli topluluk şuurunu meydana getirme çabasıydı. Ve Rabbim de bu lütfu O’na ihsan eyledi. Bu lütuf ile O’nu serfiraz kıldı. Arkasından da huzurlu bir cemaat geldi, saadetli bir topluluk teşekkül etti. Saadetli bir topluluk olmanın en önemli vesilelerinden biri, fertlerin kendileri için öfkeye kapılmamaları, kapılıp da yanlış karar vermemeleri ve birbirleri arasındaki bağları koparmamalarıdır. Efendimiz, hiçbir zaman hislerine bağlı hareket etmedi. Evet, O da bir insandı; insan olmanın gereği olarak içinden bir şeyler geçmiş de olabilir. Fakat Rabbimiz, inayetiyle imdadına yetişmiş, inayetle O’na el uzatmış, O’nun elinden tutmuş ve o pak dameni hissi kararlar vermekten kurtarmıştır. Evet O, kinin, öfkenin insanı değildi. Arkasından cübbesini tutup sertçe çeken ve “Ver! Babanın malından mı veriyorsun?!” diyen, yeni Müslüman olmuş bir toy delikanlıya tebessüm ediyor, “Verin, buna istediği şeyi!”52 diyordu. Düşünün ki adam, kendi peygamberine hakaret ediyordu. Peygamberinin cübbesini çekiyor, bir bakıma O’nu tartaklıyordu. Hâlbuki Resûl-i Ekrem o devreyi, gözü dönmüş kâfirlerin Mekke’deki putperestlik devrinde çoktan geride bırakmıştı. Bir gün başka biri karşısına çıkıyor, “Vallahi bu taksim âdil olmadı!” diyordu. Peygambere, “Âdil olmadın!” şeklinde ser-

230