İçeriğe geç

aleynâ min seniyyâti’l-vedâ” sözleri arasında Resûl-i Ekrem’in Medine’yi teşrif ettiği gün idi. Eğer sorulsaydı Cennet’e girmektense o günü yaşamayı tercih ederdim. O gün içimde öyle bir sevinç hâsıl etmişti. Diğeri ise elli günlük ızdırabın sona erip de Allah’ın semadan affıma ferman çıkardığı gündür. Ve ben, evvel ve âhir sıdkımın, doğruluğumun mükafatını görüyordum. Zira benim gibi sefere iştirak etmeyen niceleri vardı ki yalan söylemişler, bir mazeret uydurmuşlardı. Allah Resûlü mazeretlerini kabul etmişti ama Huzeyfe’nin kulağına “Bunlar münafıktır.” deyivermişti. Ebedî cehennemlerine imza atmıştı onların. Evvelâhir benim kurtuluşuma medar olan şey ise doğru konuşmamdır.”Benzer bir olay da Hâtıb b. Ebî Beltea’nın başından geçmişti. O da doğru söyleyenlerdendi.Resûl-i Ekrem Mekke-i Mükerreme’nin fethine hazırlanıyordu. Sahabe der ki, Resûl-i Ekrem bir sefere çıkacağı zaman hedefini daima gizli tutar; O’nun ne tarafa gideceği belli olmazdı. Nitekim Mekke’nin fethine giderken de öyle gidiyordu, kimse nereye gittiğini bilemiyordu. Belki Ci’rane istikametinde gidiyor ama Taif’e çıkmış gibi gösteriyordu. Sonra yönünü birdenbire Mekke istikametine çeviriyor ve Mekkeliler için artık iş işten geçmiş oluyordu. Hâtıb b. Ebî Beltea O’nun bu stratejisine vâkıf olmuştu. Bedir ashâbından büyük bir sahabiydi. O, Resûl-i Ekrem’in Mekke-i Mükerreme’yi fetih hareketini önceden Mekkelilere haber vermek istemişti. Aslında doğruyu söylemişti. “Mekkeli bana sorarsa bunu doğru söyleyeceğim, yalan mı konuşayım.” demişti kendi kendine. Bu minvalde bir mektup hazırlamış ve Mekke müşriklerine götürmesi için bir kadına vermişti. Ancak Cibril bu durumu Allah Resûlü’ne haber verdi. Hazreti Ali ve Mikdad, kadını derdest edip getirdiler. Saçlarının arasına sakladığı mektubu bulup çıkardılar. Mektupta

187