İçeriğe geç

Sırat-ı müstakim insanı olan mümin, davranışlarında ve sözlerinde doğrunun temsilcisidir. Onun bütün beyanları doğru olacaktır ve o, her daim yalandan sakınacaktır. Zira Kur’ân-ı mu’cizü’l-beyan, yalanı kâfirlerin sıfatı olarak anlatmaktadır. Aynı şekilde o, Resûl-i Ekrem’in nurlu beyanları içinde münafıklığa ait üç sıfattan birisi olarak tavsif edilmektedir. Söylenen herbir yalan, Allah’a karşı söylenmiş bir yalandır. İnkâr ve küfür ise Allah’ın varlığına delalet eden kâinata karşı bir yalandır. Yalan, Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirdiği esaslara karşı bir yalandır. Yalan öyle bir günahtır ki, Allah Resûlü’nün ifadeleri içinde, insanı günah bataklığına çeker götürür; zira bütün günahların temelinde yalan vardır. Sözde yalan, davranışta yalan, kanaatte yalan, verilen vaatten dönmek manasına hılfu’l-vaatte yalan… Yalan, insanın içine nifak sokan çok mühim bir faktördür. Onun için Allah Resûlü sahih hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

َآيَةُ الْمُنَافِقِ ثَاَلَ ثٌ : إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ ، وَ إِذَا وَ عَدَ أَخْ لَفَ ، وَ إِذَا اؤْ تُمِنَ خَان

“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler. Vaat ettiği zaman yerine getirmez. Bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.”41

Bunların üçü de haddi zatında yalandır. Münafık, konuştuğu zaman yalan söyler, onunla hilaf-ı vaki (gerçeğe aykırı) beyanda bulunur. Söz verdiği zaman sözünden döner. Bu defa da karşısındakini aldatmış olur. Sadece sözleri ile değil, davranışları ile de yalan söylemiş olur. Kendisine bir şey emanet edildiği zaman bu defa da içten, kalbinden emanete karşı hıyanet eder. Böylece Allah’a karşı da yalan söyler.Alâ külli hâl, yalan, başlı başına bir nifak alâmetidir. Biz bu alâmetleri dallandırıp budaklandırsak; üç desek, dört de-

184