İçeriğe geç

sek, beş desek fark etmeyecektir. Zira hepsinin temelinde korkunç bir yalan yatmaktadır. Yalan, sırat-ı müstakimden sapmanın ifadesidir; Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) çizgisinden aşağıya düşmektir. Buna karşılık bütün doğruları birdenbire ortalığa döküp saçmak, hepsini birden konuşmak da bir tefritin (aşırılığın) ifadesidir. Biri ifratsa diğeri tefrittir.

İnsan doğru konuşacak; insanın her konuştuğu doğru olacaktır fakat o, yeryüzünde ne kadar doğru varsa onların hepsini konuşmakla mükellef değildir. İşte bu da sırat-ı müstakimdir. Ka’b b. Mâlik doğru konuşuyor, kurtuluşa eriyordu. Orada doğru konuşmak gerekiyordu. Ebû Lübâbe doğruyu konuşuyor, zincire vurulmaya istihkak kazanıyordu. Hâtib b. Ebî Beltea doğruyu konuşuyor, ancak bu doğru, onu yanlış bir neticeye götürüyordu. Doğruyu yerinde söyleyecek ve yerinde de susacaksın. Her konuştuğun doğru olacak, fakat her doğruyu her yerde konuşmayacaksın. Müminin, ahlâk-ı âliye adına takınması gereken mümtaz sıfatlarından biridir doğru konuşmak. Ka’b b. Mâlik der ki, “Evvel-ahir kurtuluşuma medar olan şey doğru konuşmamdır.”42 Ka’b b. Mâlik, Tebük’e iştirak etmemişti. Yaz demiş, sıcak demiş, bağ bozumu meyve demiş, yumuşak döşek demiş, yarın giderim deyip bugünü yarına koymuş, derken fırsatı kaçırmıştı. Allah Resûlü çoktan gidip gelmiş; kendisi ise hüsran içinde, kolu kanadı kırık bir şekilde Resûlullah’ın huzuruna çıkmıştı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine sefere niçin iştirak etmediğini sorduğu zaman aklından belki yalan

185