İçeriğe geç

Onlar tehâluk gösteriyor (acele ediyor), ateşe girmek için saldırıyorlar; ben ise eteklerinden tutmuş bırakmıyorum.Biz öyle inanıyoruz ki O, kıyamete kadar eteklerimizden tutacak bizi bırakmayacaktır. Bu arada bir kısım talihsizler, şekavetlerinin kurbanı olacaklardır. Fakat Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyası zayi olmayacaktır. İnanın ve itimat edin. ِيَا بُنَيَّةُ، ااَلَ تَبْكِي، فَإِنَّ اهللَ مَانِعٌ أبَاك

“Ağlama kızcağızım, Allah senin babanı zayi etmeyecektir.” diyen Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) bakınız! Bu ne yüce ahlâktır ki başına işkembe koyanlara karşı dahi meseleyi dayanmakla, darılmamakla karşılıyor, sabırla karşılıyor ve vazifesinden zerre kadar geri durmuyor. Durum ne zaman değişti, nerede düşmanları bu işten vazgeçti? Nerede eteklerine gül atılması gereken bu sultanın eteklerine güller atılmaya başladı ve etekleri mücevherlerle dolduruldu? Aradan on iki, on üç sene geçmişti. Resûlullah, kendi köyünü, yerin göbeğini terk edip Medine’ye gitmişti. Orada da bu düşmanlar O’nun karşısına çıkmışlar ve bir Uhud kavgası meydana getirmişlerdi. Okçusuyla, silahşörüyle, süvarisiyle, piyadesiyle O’na hücum etmişlerdi ve mübarek başındaki miğferi kırılmıştı. Miğferin halkaları yanağını delmiş, dişini kırmıştı. Manzarayı gören Ebû Ubeyde’nin ödü kopmuştu. Peygamber’in kanları akıyordu! Halkaları çıkartayım derken onun da dişleri kırıldı. Hayatının sonuna kadar bu kırık dişleriyle iftihar edecekti. Nebiler Nebisi kanlarını siliyordu. Başı yarılmış, dişi kırılmış, vücudunda yara bere meydana gelmiş, hakka ve hakikate davet ettiği bir cemaat tarafından hücuma ve taarruza maruz kalmıştı. Allah Resûlü, bir taraftan damla damla yere akan kanlarını siliyor, bir taraftan da Peygamber’in başını, gözünü yaran bir kavim nasıl felah bulur, diye endişe ediyordu.

172