İçeriğe geç

O sırada İbn Ebî Muayt, hadisin ifadesiyle “eşka’l-kavm” (kavminin en talihsiz, en şaki insanı),37 diğerlerinin kışkırtmasıyla kalktı, birinin kapısının önündeki yeni kesilmiş bir devenin işkembesini sürükleye sürükleye getirdi ve Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) başının üzerine koydu. Efendimiz’in secde ettiği yere işkembenin pis suları akıyordu, ağır bir baskı boynunun üstüne binmişti. Başı yerde ümmeti için yalvaran, “Allah’ım, onların kalplerini yumuşat.” diyen Peygamber’inin başına işkembe koyuyor, sonra da katıla katıla gülüyorlardı. Bu manzarayı bize anlatan diyor ki, gülerken birbirlerine dayanıyor, birbirlerinin içine giriyorlardı. Büyük insanın ise başı yerde “Ümmetî, ümmetî!” diyordu.Biraz sonra gelişme dönemini yeni idrak etmiş genç bir kız çıkageldi. Ciddi bir teessür içinde gözleri dolu doluydu. Bu, Resûlullah’ın kızlarından biri idi. İşkembeyi Resûl-i Ekrem’in başının üzerinden kaldırırken gözyaşlarıyla âdeta babasının kirlenen mübarek tenini yıkamaya çalışıyordu. Başını secdeden kaldıran Resûl-i Ekrem, kızına şöyle diyordu: ِيا بُنَيَّةُ، ااَلَ تَبْكِي، فَإِنَّ اهللَ مَانِعٌ أبَاك

“Kızcağızım! Sakın korkup, endişe edip de ağlama. Allah babanı koruyacak, O’nu zayi etmeyecektir.”38

Bir gün gelecek, O’nun etrafında toplanacaklar, O’na dilbeste olacak ve gönül verecekler. Günümüzün insanı için de aynı şeyleri söylüyoruz. Bütün inkârlarına ve tenkitlerine rağmen Resûl-i Ekrem onların ellerini de bırakmamış, bırakmayacaktır. Zira kendisi şöyle buyuruyor: “Benim ve ümmetimin misali neye benzer biliyor musunuz? Ateş yakan bir adama. Adamın biri bir ateş yakar ve bu ateşe kelebekler gelip düşerler. Sizler de bu kelebekler gibi ateşe doğru koşuyorsunuz. Bense eteklerinizden tutmuş o ateşe girmeyin diye uğraşıyorum.”39

171