Katiyen inanıyor ve biliyoruz ki bundan sonra kıyamete kadar Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rehberliğinin dışında başka bir yolla Allah’a vâsıl olmak mümkün değildir. Binaenaleyh beşer her halükârda O’na muhtaçtır. Alacağı en son ve en mükemmel dersi O’ndan alacak, O’nu dinleyecek, gönül hayatını O’nun sözleriyle ve davranışlarıyla donatacak; bu sayede mükemmel insan olacaktır. Zira Kur’ân, O’nun yüce bir ahlâk üzere yaratılmış olduğunu kasemle, yeminle anlatıyor:ٍوَ اِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يم
“Kasem olsun ki Sen yüce bir ahlâk üzere bulunuyorsun.”Gerçekten de Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu yüce ve bu yüksek olan ahlâkı en âli şekilde yaşamış, bıktırıcı, usandırıcı, tedirgin edici hâdiseler karşısında asla darılmamış ve kırılmamıştır. Alabildiğine bir zindelik içinde daima Allah’ın emirleri üzerine yaşamış ve bu mevzuda mukavemet göstermiştir. Ne olumsuz esintiler onu yıldırmış ne müspet taraftan gelen mükellefiyetler onu bıktırmış ne de semadan ve arzdan inen ve çıkan belalar onda tedirginlik meydana getirmiştir. O, daima zorluklara tahammül eden bir insan olarak yaşamış; maddî musibetlere dayandığı gibi manevî musibetlere de göğüs germiş, böylece ahlâkın en yücesiyle serfiraz olduğunu göstermiştir. Ahlâkın en başında, Rabbe kullukta vefalı davranıp bozgunculuk yapmama gelir. Allah’ın sırtınıza yüklediği sorumluluklar karşısında dayanma ve darılmama gelir.
İşte en başta Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu yapmıştır. O, bütün insanlığı hak ve hakikate davet vazifesiyle serfiraz edildiği zaman, “Kime ne anlatacağım? Kim