Medine’yi teşrif edince Nesibe de eşiyle ve çocuklarıyla birlikte O’nun emrine girmiş, hizmetini yüklenmişti. Hayatı boyunca Efendimiz’in yanından ayrılmamayı, O’nunla birlikte savaşlara iştirak etmeyi çok arzu etti. Nitekim Allah Resûlü izin verince Uhud Harbi’ne katılmış ve orada yaralanan müminlerin yaralarını sarmıştı. Gün gelip de tesettür âyeti nâzil olunca Allah Resûlü, artık erkeklerle birlikte savaşlara katılamayacağını haber verdi. Nesibe bunu duyunca beyninden vurulmuşa döndü. Kendi kendine şöyle mırıldanıyordu: “Sen, Allah yolunda cihada çıkarsın da ben burada nasıl dururum yâ Resûlallah!” Onun hayatındaki en acı hatıra işte buydu. Zira o, bir hayır yolundan alıkonulduğu kanaatine varmıştı. Evet, o dönemin kadını böyle idi. Bir başka misal de İbn Ömer’dir. Kendisi hayır yolundaki iştiyakını şöyle anlatır: “Bedir’e çıkılacağı zaman ben on iki, on üç yaşlarında idim. Küçükler, savaşa iştirak edebilmek için kendilerini büyük göstermeye çalışıyorlardı. Ben bu fırsatı yakalayamadım. Allah Resûlü, bana parmağıyla işaret etti ve ‘Sen geriye git!’ dedi. O gece eve geldim, yatağa girdim ama Allah’a yemin ederim ki hayatımda ondan daha ızdıraplı bir gece geçirmedim. Zira Bedir’e gidenler arasına katılamamıştım.”Meşhur sahabi Sa’d b. Ebî Vakkas’ın küçük kardeşi Umeyr b. Ebî Vakkas da Bedir’e katılmaya can atanlardandı. Umeyr henüz on iki, on üç yaşlarında iken Müslüman olmuştu. Bedir harbi esnasında on beş, on altı yaşlarında ancak vardı. O gün evine gitti, beline kılıcını kuşandı. Parmaklarının ucuna dikilip büyük görünmeye çalıştı. Resûl-i Ekrem ona, “Sen katılabilirsin.” dediği zaman dünyalar kendisine bağışlanmış gibi sevinmişti. Zira cihada iştirak etme ve şehit olma imkânı doğmuş, onun için bir hayır kapısı aralanmıştı. Sa’d, kardeşinden bahsederken, “O, benden talihliydi.” der: “Zira benimle aynı zamanda Müslüman oldu ama o, Bedir’e iştirak edip orada