İçeriğe geç

miş, henüz Peygamberin vazife yaptığına şahit olamamıştı. Peygamber, vazifeyle yanı başında dikilip Kâbe’nin manasını haykırdığı an, “Lâ ilâhe illallah Muhammedü’r-Resûlullah. el-Ka’betü Beytullah” hakikatine karşı haince ve kin içinde karşı koymalar olmuştu. Kin ve nefret topluluğu olan şeytan ve avaneleri, rıfk ve şefkat insanı Hazreti Muhammed’e karşı çıkmıştı. Resûlullah, tam on üç sene Mekke ve civarında tebliğde bulunmuştu. Ne var ki Mekke’nin boynuna beklediği gerdanlığı takamamıştı. İçindeki putları kıramamıştı. Orayı pisliklerden temizleme imkânı bulamamıştı. Yeryüzünün en azizi, yerin göbeğini terk edip giderken Kâbe bir kere daha siyah örtülere bürünmüştü. Sekiz sene daha dişini sıkmış, O’nun geri dönmesini intizar etmişti. Kendisine bir konaklık mesafede, Resûlullah’ın fetih ordusunun ateşlerinin yandığı haber verilince Kâbe yeniden kanatlanıp uçmaya başlamıştı. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), yine bağrında olacaktı. Elinde kılıç ama şefkatin, re’fetin peygamberi, yarın bağrında olacaktı Beytullah’ın ve oldu da. O güne kadar binlerce kötülük yapmış, her vadide Resûlullah’ın karşısına çıkmış, akla hayale gelmedik şeyleri onun için tuzak olarak kurmuş, akla hayale gelmedik komplolar hazırlamış ve Resûl-i Ekrem Mekke’ye gireceği âna kadar da kötülükten vazgeçmemiş bir cemaat vardı Mekke’de. Resûl-i Ekrem onların omuzlarının üzerine basa basa Beytullah’ın yanına kadar gitti. Mekke inliyordu.

،ُااَلَ إِلَهَ إِااَّلَّ اهللُ وَ حْ دَ هُ، صَ دَ قَ وَ عْدَ هُ، وَ نَصَ رَ عَبْدَ ه

وَ أَعَزَّ جُنْدَ هُ، وَ هَزَمَ اأْلْ َحْ زَابَ وَ حْ دَ هُ

diyordu. Sahabe coşmuş, âdeta bir bayram havası yaşıyordu.“Allah’tan başka mabûd-ı mutlak yoktur. Onun eşi, ortağı yoktur, putlar ona eş ve ortak olamaz ve Kâbe’yi

132