İçeriğe geç

ٍيَا عَائِشَ ةُ عَلَيْكِ بِالرِّفْقِ فَاِنَّهَا ااَلَ يَدْ خُلُ فِي شَ يْئ

اِااَّلَّ زَانَهُ وااَلَ يُنْزَعُ مِنْ شَ يْئٍ اِااَّلَّ شَ انَهُ

“Ya Âişe! Sen rıfktan ayrılmamalısın. Rıfk öyle bir şeydir ki neyin içine girse onu süsler, ziynetlendirir. Bir şey ki rıfktan mahrumdur o, her şeyden mahrumdur, çirkinliğe maruz kalmıştır.”33

Rıfk, Resûl-i Ekrem’in sıfatıdır; kin ise şeytanın. Rabbimiz refiktir. Hazreti Muhammed de refiktir. Seyyidina Hazreti Mesih de refikti. Gazap şeytanın sıfatıdır. Kindarlık da şeytanın sıfatıdır. İnsan, sevdiği, sıfatlarını üzerinde taşıdığı kimselerle beraber olacaktır. Kin ve nefretle yıkılmış bir gönle sahip olmaktan Allah bizi muhafaza buyursun.Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), binlerce dağidar edici, yıkıcı hâdiseden sonra hicret-i seniyyenin sekizinci senesi Mekke-i Mükerreme istikametinde azm-i râh ediyordu. Allah, Hudeybiye Musalahası’nın peşi sıra Fetih Sûresi’ni inzal buyurdu. Mekke fethi kendisine müyesser kılmıştı. Resûl-i Ekrem sevinç içindeydi. Ordu da sevinç içindeydi. Mekke’nin yakınlarına gelinceye kadar kimsenin Mekke’ye gidileceğinden; Mekkelilerin de gelecek ordudan haberi yoktu. Belki Mekke de sevinç içindeydi. Aradan yıllar geçmişti. Bir zamanlar içinde barındırdığı ve ayrılmak zorunda kaldığı peygamberine kavuşacaktı. Hazreti İbrahim’den sonra ona ait bütün âdetlerin köhneleşmesi, fersûdeleşmesi, ilahî bütün şeâirin altının üstüne gelmesi karşısında yerin göbeği Mekke mahzun idi. Kâbe, kendisine Ebû Kubeys tepesine yakın bir hanede Muhammed isminde bir çocuğun dünyaya geldiği müjdesi ulaştırıldığı anda âdeta siyah örtüsü altında cennetlere pervaz ediyor gibi bir hâl kazanmıştı. Fakat aradan kırk sene geç-

131