İçeriğe geç

büyük sultan: Selahaddin Eyyubî. Onun devrinde Mescid-i Aksa’nın boynuna yeniden bir kölelik, esaret halkası daha takılmıştı. Efendimiz’in Miraç basamağı yeniden kayıp gitmişti. Oysaki orası ne kadar da kutsi idi. Efendimiz orada miraca yükselmiş, enbiyanın ervahına namaz kıldırmış, orada Hazreti Davud’un, Hazreti Süleyman’ın ruhunu görmüştü. Kendi beyanı içinde, “Ben Musa’yı şurada namaz kılarken gördüm.”

buyurmuştu. Nebilerin uğradığı bu yere O da uğramıştı. İşte o mübarek mescide bir esaret halkası daha takılmıştı. Selahaddin Eyyubî’nin, hayatı boyunca bırakın öyle köşkleri, villaları, sarayları, basit bir evi bile olmamıştı. O, devrinde “büyük sultan” diye tanınıyordu. Fakat bütün hükümdarlar o büyük sultanı ancak çadırında buluyor ve orada ziyaret edebiliyorlardı. Zaten büyüklüğü de bu tevazuundan kaynaklanıyordu. Bir gün birisi, kendisine bir ev yaptırmasını tavsiye edince Mescid-i Aksa’nın esaret altında olduğunu kastederek ona şöyle cevap verdi: “Allah’ın evi esaret altındayken ben nasıl kendime ev yaptırırım!” Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuşana kadar Selahaddin Eyyubî’nin yüzü gülmedi. Asık bir çehre ile mescide girer, yine asık bir çehreyle mescitten çıkardı. İmam bir gün kürsüye çıkmış, dolaylı olarak Selahaddin’e nasihatte bulunuyordu. İnsan güler yüzlü olmalı, etrafına ümit saçmalı, diyordu. Selahaddin, namazdan sonra imamın yanına sokuldu ve şöyle dedi: “Hocam, bana öyle geldi ki sen bu nasihatinle beni kastettin. Allah aşkına söyle, Mescid-i Aksa’nın üzerindeki şu kâbus devam ettiği müddetçe sen benim gülmemi nasıl istersin!”Mescid-i Aksa’yı yeniden işte bu Selahaddin hürriyetine kavuşturdu. Boynundaki esaret halkasını o çıkardı. Onu, ziyafet sofralarında zevk edenler, yumuşak döşeklerinde yatanlar değil hayatını çadırda geçirenler, Hazreti Davud’un mescidi işgal edildiği için kendisine ev yaptırmayı haram sayanlar esaretten kurtardı!

126